20 Aralık 2009 Pazar

melankoliya

Uyuşturulmaya ihtiyaç duyacak kadar, ne zaman ağırlaştırdım ben bu düşüncelerimi. Bir süre sonra uyuşturulamayacak kadar da ağırlaşacaklar mı peki? Ne bekliyor beni, bilinmezliklerime bir madde daha mı eklemeli? Bilmediğim yaralarıma, bilmediğim şarkıları merhem etmekten yorulmayacak mıyım?

Başkalarının oyunlarında kendi kurallarınla oynayamayacağını anlamış olman gerekmez miydi? Mızıkçılık yapmayı kendine yakıştıramadığın için mi bu bilmediğin oyunu sürdürme çaban? İsyan etme hakkını hep saklı tutup, bir kaşık mutsuzluğunda, sonsuz mutluluk hakkını boğmak? Koşacak cesareti bulamadığın için mi? Bu isteksiz bir ileri iki geri adımlar? Olduğun yerde saya bilme lüksünü bile kaybettiğini ne zaman anlayacaksın?

Belki de benimdir bu yarım kalan sevgilerimin tek sebebi. Sevmeyi bilmediğim içindir sevgisizlik eziyeti. Her şey bir insanı sevmekle başlıyor diyordu ya, belki de sevecek bir insan arama çabası içinde unuttum kendimi sevmeyi.

Belki de sevdiğimde her şeyi başlatacak insan kendimdim. Hep acıları için durdurulmuş bir hayat modelinde, mutluluklar hep geçici olur tabi. Tadı damağında kaldı diye, ilk ve böyle devam edersen son olacak bir aşk için yazılacak sayfalarca düşünce ile doldurulmuş beyin, tek kelime mutluluk içermez ki. İki kişilik bir oyunu tek başına oynamaktan sıkılmadın mı hala?

2 Ekim 2009 Cuma

belki de

acı mutluluk, mutluluk acıydı belki de, belki de arada sırada mutluluk serpiştirdiğimiz bir bütünün ta kendisiydi acı, mutlu olmanın çaba gerektirmesi, acı'nın ise hemen ve heran yanı başımızda olması, mutluluğun bir nefes gibi ciğerlerimizde, engel olunmadıkca acı'ya dönüşme mecburiyetiydi belki de. bu kadar çok bilgi yaşamak için fazlaydı, aç ve susuz 3 günden fazla yaşanmayacağının yalan olduğunu, mecbur kalıp aç ve susuz yaşayanlar olduğunda öğrenmek, ölümünü çağıranların tek mecburiyetlerinin inanacak bir şeylerinin kalmadığını anlamak, yeterliydi belki de.

belki de yaşamak fazla lüksdü bize, ölmek çok kolay.
belki de tek gereken adam gibi inanmakdı, mecburiyet maskesi olmadan.


alicanefe.

12 Ağustos 2009 Çarşamba

civciv

belki de küçükken almaya paramızın yeteceği tek hayvan olduğu için, civcivlerin her çocuğun hayatında sonu %90 ölümle biten bir yeri vardır. abimle benim de olmuştu bir civcivimiz.
ve malesef bizimkisi de öldü, üzülmüştüm ama abimle yaşadığımız diyalog daha bir ilginçdi.

- ya bu hayvan ölmüş!
- sana okadar fazla yem verme dedim dimi.
- lan olum yemle ne alakası var. ne yani tokluktan mı öldü hayvan!
- el kadar hayvan okadar yemledin beyinsiz yedi yedi sıçamadı öldü.
- şakamısın sen!!!

aynı diyaloğu balıklar için de yaşadık. artık bir köpeğim var.

Nuri Bilge Ceylan

beşiktaş/fındıklı sahilin de bir çay bahçesin de gördüm kendisini, ilk önce o olduğun dan emin olamadım, yanın da ufak bir çocuk vardı. filmleri üzerinden tanıdığım biri sonuçta, magazinsel hiç bir bilgiye sahip değilim o mu değl mi? çocuğu mu vardı bu adamın. bu adam evlimiydi falan derken.
çay bahçesi'nin sahibi kendisine çay verip geri dönerken sordum.

- dayı az önce çay verdiğin adam kim biliyormusun.
- yok! bilmiyorum! kim ki?
- nuri bilge ceylan
- ???
- can" da ödül aldı, ödülü bize "yalnız ve güzel ülkeme" diye hediye etti, sana bana.
- ???
- dayı, adam ünlü bir yönetmen.
- iyi.
- !!!!

nuri bilge ceylan, tanınmayacak biri mi? sanatçıya verilen değer, bu kadar dengesiz bir değer yargısı üzerinde mi sahibini buluyor.adam, harika bir film çekmiş değeri bilinmiyor, yeşilçamcıların rüyasın da gidemeyeceği cannes film festivalin de ödül alıp ülke'sini unutmuyor, yine değeri bilinmiyor. yahu ne değer'i adamı koca sahil de 200 kişilik çay bahçesin de yüzüne bakıp tebessüm eden yok. ( %100 eminim bundan)

bunları düşünürken, yanında çocuğu var şimdi rahatsız etmeyeyim adamı, düşüncesinden sıyrılıp kalkıp yanına gittim.

- merhaba
- (şöyle kafasını kaldırıp bir baktı sonra gülümsedi) merhaba
- kusura bakmayın, yanınız da çocuğunuz var rahatsız etmek istemedim önce ama sonra biraz etrafınızı gözlemleyince rahatsız edilmek bir yana sizi benden başka tanıyan kimsenin olmadığını fark ettim.
- (güldü) gözlükler yüzündendir. ("police" model gözlük takıyor da)
- belki, ama az önce cafe'nin sahibine sordum sizi tanımadığını söyledi. sizin için tanınmak ya da tanınmamak önemli mi? değil mi? bilmiyorum ama, sanat'ını, yaptığı işi iyi yapan birin'in gerekli saygıyı ve değeri görmesini isterim, tanınmadığınızı fark edene kadar da bu saygıyı sizi rahatsız etmeyerek gösteriyordum. neyse fazla uzatıp vaktinizi almayacağım, söylemek istediğim şey ödülü türk halkına hediye etmiştiniz,
- (yine gülerek) evet.
- sizi tanıyor ve değer veriyoruz, ayrıca hediye için teşekkür ederiz.
- (yine gülerek) rica ederim, bu tanınma konusu çok önemli değil aslın da ama şöyle bir gerçekte var, yaptığımız işleri hedef kitle seçmeksizin bir bütün'ü düşünürek yapıyor olsak da yapılan işi sadece belli bir kitle sahipleniyor, sadece işi sahiplenmek de değil tabi ki bu iş'in için de olan herkesi yönetmen'in den oyuncusu na kadar. biz ya da ben bizi beğenen ve değer veren kitleden memnunuz. memnun olmamızın boşuna olmadığını da sen az önce çok güzel kanıtladın. asıl ben teşekkür ederim.
- (bu sefer ben gülerek) rica ederim, size iyi günler.
- (hala gülerek) teşekkür ederim, sana da iyi günler olsun.

yani, konuşulanlar doğrular mı? yoksa karşılıklı bir yalaşma mı? idi çok düşündüm. gerçekleri söyleyip, kısa da olsa gerçekleri duyduğuma inanıyorum. ne olursa olsun, değer yargılarımızı tekrar gözden geçirmemiz gerektiği, gerçeğini üstüne basa basa söylemeliyim.

not: diyalogları kelimesi kelimesine değil, aklım da kaldığı kadarı ile yazdım, kelimeler farklı olsa da, genel anlam'ın aynı olduğun dan emin olabilirsiniz.

eğlencesi kendi içinde hayat.

yalan yok başrolde ben varım!
x bir banka'nın bedava ipohe kampanyası var. katılımcı olabilmek için gerekli koşulları yerine getiriyorum sırayala. kampanya koşulları içerisin de şöyle bir ibare var.

"kazananlar falanca gün falanca yerde yapılacak olan çekiliş sonucu belirlenecektir. çekiliş katılımcı sayısı üzerinden gerçekleştirilecektir"

herşey açık ve net ama gelin görün ki ben "katılımcı sayısı" yerini o gün çekiliş için orada olanları kasdediyor olarak anlıyor ve telefonumun yapılacak işler bölümüne çekiliş tarihini kaydediyorum. neyse uzatmayayım çekiliş günü adrese gidiyorum. giderken de içimden;

- ulan şimdi bu saatte buraya kaç kişi gelir ben kesin 3-4 tane kazanırım. diyorum.

verilen adres bankanın genel merkezi zor bir güvenlik önlemini aşıp ziyaretçi kartılma içeri giyorum. oda ne kimse yok. çekilişi yapacak olan piyango idaresinin adamı ve noter den bile önce gelmişim. soruyorlar;

- ne için gelmiştiniz!
- iphone çekilşi için.

her şeyi yanlış anlamış olan ben saf saf gidip bir köşede oturuyorum.

çekiliş saati gelip de katılımcı sayıları notere onaylanması için okunmaya başlayınca (ki hala tek katılımcı benim mekan da) başım dan aşağı kaynar sular dökülüyor.
artık sıçtığımızın resmi. kafayı çalıştırıp çıtırmı çıtır banka çalışanı kızların kafasında ki ne aptal ne varyemez adam düşüncesini bertaraf etmeliyim.lise yıllarından kalma piçliğimi takınıyorum, telefonum çalıyor muş gibi yapıp telefonu kulağıma götürüyor ve konuşmaya başlıyorum;

- alo! evet efendim çekilişin yapıldığı yerdeyim.
- !!!
- evet efendim piyango idaresinden yetkili bir kişi ve noter var! kimliklerine henüz bakmadım!
- !!!
- tabiki efendim döndükten sonra rapor yazacağım ama bu izlenimlsel bir rapor olacak çünki evrakların birer kopyasını alamamızın etik olacağını sanmıyorum.
- !!!
- peki efendim iyi günler ben sizi ararım birşey olursa.

herkes şokta! ben bile! herkes bana bakıyor ben herkese noter olan kişi yaşlıca birşey soruyor bana

- siz nereden geliyorsunuz?
- tüketici haklarını koruma derneğinden, kampanyaya katılan bir müşteriniz derneğimizi arayıp çekilişi izlememizi talep etti ben bunun için buradayım.

artık nasıl bir yalan söylediysem. bir saattir orada sadece hakir gözlerle süzülen ben adete bir kral olmuştum ciddiyim çay bile ısmarladılar.çekiliş yapıldı ben çantam dan bir kağıt çıkarıp bir iki şey yazdım ve olabildiğince hızlı orayı terk ettim. terden bir su olduğumu da o ara fark ettim.herşey bir yana bi bok kazanamadım ama en azından şunu söyleye bilirim sayemde çok adil bir çekiliş oldu.

Saatlerce aynı şarkıyı dinlemek.

Bir şey arıyormuş gibidir insan.
Bu zamana kadar hiç bulamadım ama bütün bir hafta, bir ay, 7/24 aynı parçayı dinlemek bana sanki parçanın içinde bir şey arıyormuşum hissi veriyor. bir şeyleri arayan birinin dikkat ve titizliği ile dinlememe neden oluyor. yine de sonuç sıfır, bu zamana kadar "bu şarkıda ne buluyorsun" sorusuna verebileceğim "şunu buluyorum" kalıplı bir cümle kuramadım. çok şarkı eser falan neyse eskittim ama...

Yok aslında hani o tam "yeter sıkıldım" dediğim an yada artık kulağıma çalınan başka bir parçayla flörte başladığım da, şunu da düşünmedim değil.belkide; parçalar da bir şeyler arayan ben değilim, belki de o parçalardır ben de bir şeyler arayan ve bulan ben farkın da olmadan, hani olur ya! kontrolünüz dışın da böyle şeyler onun gibi bir şey. Kırık kalbim, gururum yada bozuk moralim, beynim'in çözemeyeceği bir frekansla bu işi hallediyorlar.
Araba kaskosu gibi diyesim geldi. Her seferin de yeni bir parçaya geçiyor olmamın nedeni de acemi bir şoför olmam olabilir. Bu sınıf ehliyetle hayat sürmek zormuş gibi.

13 Eylül 2008 Cumartesi

Sevecek başka birşey bulamadım ben!

Düşdüğümü hatırlıyorum, düşmeme neden olan bilmediklerimi. Düşerken çektiğim korkuyu, düştüğüm yerden bakarken hayatıma, çektiğim acıyıda hatırlıyorum. Beni bırakıp giderken sevdiğimin, sırtına düşen saçlarını koklayamacak olmanın acısında hatırlıyorum. Kalkmak için acele etmediğimi, kalkmak için neyi beklediğimide hatılıyorum. Sanırım daha fazla gerçeği, ayakta göremediğim gerçekliği bekliyorum. her biri alfabetik sırayla değilde, benim için imkansızlık dereceleri ile karşıma çıkıp, hep bir sonrakinde dahada çok şaşırışımı hatırlıyorum. Ben her biri için bu imkansız olamaz dedikce, olur, olur dercesine karşıma çıkışlarını. Ağladığımı ve gözyaşlarımın mavi önlüğümün beyaz yakalarını ıslattığınıda ve yeter artık dediğimide hatılıyorum.. Sonunda yettide belki, ama bittiği için değil yeni yalanlara kalkmam gerektiği için. Ben bunu, artık bilmediklerin için acı çekmek yok derken karşılaştığım yalanlarla anlıyorum.

Ve bu gün çok bilmediklerim, az bildiklerimle ayaktayım. artık düşüşlerden korkmuyorum yada acı çekmekden, artık şaşırmıyorum hiçbirşeye. Artık içimde bir tek alışmışlığın rahatlığı yada rahatlıkla gizlemeye çalıştığım acısı var. Artık yapmak zorunda olduklarım için değil yapmak istediklerim için düşüyorum. Ama düştüğümde ağlayamıyorum, çünki artık üstümde ağlamalırımı mazur gösterebileceğim beyaz yakalı mavi önlüklü çocukluğum yok.

Ne olursa olsun yalan gerçeklerim ben sizi düşdüğümde de ayaktada olsa seviyorum sizi benim olduğunuz için seviyorum siz beni sevmiyor gözüksenizde ben sizi bırakıp gitmediğiniz için seviyorum.. ben artık sadece benden olan sizi seviyorum.

alicanefe

Huzursuz bir uykudan uyanınca; ya etrafınızdaki karanlığa yenilip, gözlerinizi sımsıkı kapatırsınız. ya da sadece gözlerinizi açıp, karanlığa alışmasını beklersiniz. Zifir-i Karanlıktaysanız tercihinizi yapmışsınızdır.