28 Mart 2010 Pazar

İçimdeki İhtiyarla Sohbetlerim (ilk bölüm)

Merhaba dedi genç, uzun süre seyrettiği ve nedense kendisiyle özdeşleştirdiği ihtiyar adama

Merhaba dedi İhtiyar adam, sesin sahibi tanımadığı bu genç adama dönüp.

- En az benim kadar sadıksınız bu sahile, sürekli nereye bakıyorsunuz?

Güldü ihtiyar adam.

- Kendime bakıyorum evlat fakat sahil aynı sadakati göstermiyor değişiyor ve değişiyor.
- Kendinize mi bakıyorsunuz? Nasıl yani?
- Bakmakla görmek farklı şeylerdir evlat, bunu bilmediğini ya da ilk kez duyduğunu söylemeyeceksin değil mi bana?
- Daha önce de duydum evet ama duymakla anlamakta aynı şeyler değildir. Bunu da siz ilk kez duyduğunuzu söylemeyeceksiniz değil mi?

Güldü ihtiyar adam ve gencin o’nu güldürmüş olmasına sevindi.

- Söylemeyeceğim evlat. O zaman sana anlatayım, benim yaşımda insanın bir geleceği olmaz, elini açıp bakarsın ve orada hiçbir falcının okuyamayacağı bir geçmiş vardır sadece. Sonra sen nereye baksan geçmişinden bir iz görürsün, çok dalar gidersin. Bir anlık görüntüde hayatının 5-10 yılını yaşarsın.
- Anlıyorum. Hep yalnızsınız bir aileniz yok mu?
- Aile evet bir kızım bir de oğlum var diye bilirim.
- “diye bilirmisiniz” Nerdeler şuan?
- Kızım uzun zamandır yok buralarda çok özledim onu ama hayatım boyunca kaçtı benden
- Neden peki?
- Ben çok gençken anneleri bizi terk etti, hiç suçum yoktu ama peşinden gitmediğim için kızım hep beni suçladı.
- Peki ya oğlun
- Oğlum bu durumdan pay çıkardı, o zaten annesini ve kız kardeşini kıskanırdı. Benim onlara daha çok değer verdiğimi düşünürdü her zaman ve onların gidişi ile bütün ilgimin alakamın ona kalması hoşuna gitti, bazen sıkardı beni kızardım ona ama beni hiç terk etmedi.
- Çok ilginç.
- Öyle mi dersin?
- Peki, siz kızınıza hiç ulaşmaya çalışmadınız mı ya da o size sonuçta siz onun babasısınız?
- Aslında hem ben ona, hem de o bana hasret bir hayat yaşadık, ben çok aradım o’nu birkaç kez bulmuşum gibi de oldu ama bazısın da ya o değildi yanlış anlamıştım ya da oğlum engel oldu
- Oğlunuz mu engel oldu?
- Evet, sürekli “hayır baba bırak o’nu aramayı peşinden koşmayı o seni terk etti bak ben buradayım asla terk etmeyeceğim seni” der dururdu. Sonradan anladım ki birkaç kere oğlum yüzünden de kızım yanıma gelmekten vazgeçmiş.
- Bunun için oğlunuzu hiç suçlamadınız mı peki, bilerek kızınızı sizden uzak tutmuş sonuçta
- Evet, suçladım bu yüzden öldürdüm o’nu
- Ne? Kendi oğlunuzu mu öldürdünüz?
- Evet, sonunda bir gün anladım ki, annelerinin bizi terk etmesinin, kızımın hayatım boyunca benden kaçmasının tek nedeni oğlum muş. Ve anladım ki ben o’nu oğlum olduğu için değil, annesinin ve kız kardeşinin aksine beni hiç terk etmediği için sevmiş ve bütün bana yaptıklarını ve yaptırdıklarını görmezden gelmişim, öldürmek istemedim o’nu aslında uzak durmaya kaçmaya çalıştım, ama hep bir karanlık gecede buldu beni ve yine hep aynı şeyleri söyledi.
“Daha ne istiyorsun baba, bir bak etrafına kimsenin öz kızıyla olduğu yok, kızlar hep üvey, anneler ve eşler hep terk ediyor neden benim yüzümden olsun ki, ben de senin bir parçanım, ben senden var oldum ve sen beni yetiştirdin bu hale getirdin, şimdi benden mi kaçıyorsun. Kaçma baba benden, yaşa beni sadece benimle yaşa. Göreceksin sende ne annemi özleyeceksin nede kız kardeşimi”
Olmadı ama hem sevdiğim kadını hem de kızımı özlemekten vazgeçmedin ve bir gece öldürdüm oğlumu.
- Çok üzüldüm gerçekten, çok acı bir hayat sizinki.
- Her hayat acıdır evlat ama yaşarken anlamaz insan sonun da anlar, elini tutacak kimsesi kalmadığında ellerini cebine bir atar, bakar ki cebinde “keşkeler den” ellerine yer kalmamış.
- Haklısınız sanırım.
- Ah evlat, hayatım boyunca bu haklısınız lafını duydum, ikinci bir fırsatım olsaydı haksız olmayı seçerdim.
- Benim şimdi gitmem gerekli daha sonra yine gele bilir miyim yanınıza.
- Tabi ki gelebilirsin evlat.

Genç kalktı ve uzaklaşmaya başladı ama sonra durduğu yerden arkasını döndü ve ihtiyar adama.

- Peki, Son bir soru daha merak ettim hikâyeyi anlatırken hiç çocuklarınızın ismini zikretmediniz. Çocuklarınızın isimleri neydi?

Güldü ihtiyar adam ve gencin o’nu güldürmüş olmasına sevindi yine.

- Kızımın adı “Mutluluk”, oğlumun adı “Mutsuzluk” Sevdiğim kadının adı da “ umut” tu evlat.

Güldü genç ve ihtiyar adamın o’nu güldürmüş olmasına sevindi.

27 Mart 2010 Cumartesi

Bahçıvan

Anlatılmaya değer hiçbir duygunun,
Yok tadı dudaklarımda.
Ne geçmişten bir sitem
Nede geleceğe bir vaat,
Yok sözlerimde.
Yaşken eğilmemiş ağaçlar gibi
Her içsel fırtınada bir kural yıkan
Dallar sahibiydik ve
Geç öğrendik bahçıvanımızın
Yine kendimiz olduğunu
Elbet budanmalıydı, Bu düşünce dalları
Batılı bir elin peyzaj çalışmasına
Kurban gitmeden…
Ve
Yerimize küçük çam ağaçları
İthal edilmeden önce

Rüyalarıma Hoşgeldiniz

Huzur vurmuş kıyısına karalarımın
Ufukta bir ışık aydınlatıyor her yeri
Yanaklarımda süzülen yaşlar yok artık
Gözlerimi yakan bu mavi
Unutmuşum birçok şey gibi
Mutluluğun da rengini
Huzur mu bu soluduğum ciğerlerimde ki?
Mutluluğa dönüşecek mi peki?
Yaşamaktan çok ölmek istediğim yerdeyim sanki.

Dumanlı

Adın günah olsa da
Bir tutam nimetsin bence
Topraktan insanlığa.
Çözüm dallarından içip
Hayatı anlamlandırırken.
Düşünce okyanusunda can simidi
Fütursuz hayallere karşı en etkili silahsın
Mantıksızlığın ve
Bir kağıt parçası ile saçmalamanın en güzel şekli.
Hayyam’ın şarabını kıskandıran
Kıskanılan o deliliğe geçişin anahtarısın.
Şifa değilsen de, dert olmak tanda çok uzaksın.

Demir Soğukluğu

Demir parmaklıklıydı pencerelerimiz
Her seferinde bir şeyler çalıp da giden o
Hırsız mutluluklardan yüzünden
Bir elimi uzatıyordum bazen
Demir parmaklıklardan dışarı
Sahte mutluluklar değiyordu da parmak uçlarıma
Bir umut içinde biraz daha uzanıyordum dışarı
Mutluluğu avuçlamak istiyordum ama
Diğer elimdeki
O demir soğukluğu getiriyordu beni kendime.
Sonra ne oldu bilmiyorum
Önce umudum gitti.
Sonra demir parmaklıklar.
Umudum ve parmaklıklar hiç geri gelmedi ama
O demir soğukluğu hala benimle.

Var

Gereklilik kipindeki bu hayattan
Bir kaçış planı var zihnimde
Nereye kaçacağımı bilsem
Uygulamaya hazır sevgi üzerine tecrübelerim var.
Kimi seveceğimi bilsem
Tadı damağımda mutluluklarım var.
Minör ağrılarımdan kurtulabilirsem
Okuyacak kitaplarım var.
Zaman bulabilirsem.
Evet, çaresi olan dertlerim var.
Bahanelerimden kurtula bilirsem.

Zafer

Bir musibeti anlamadım da
Bin nasihati tercih ettim.
Önce; gelmemiştin, geldiğine inandım.
Sonra; gelmediğin halde gitmiştin, gittiğine inanmadım.
Ordaydın ama
Sadece benden gitmeyi becerebilmiştin.
Gerçekten gitmiş olmanı istediğim anlar
Kendim gitmek için neyi beklediğimi bilmediğin anlar
Bir anlamlandırma çabası içine girdim.
Herkesi ve her şeyi
Neydi amacı işte şimdi anlıyor musun?
Bu anın geleceğini hep biliyor olmak.
Ve sana dair bininci son nasihat
Evet, gitmeli devam etmelisin artık
Olsa da elinde istenmeyen anlar toplamı
Geçip giden zamanı unutmalısın.
Zafer; adını sen ne koyarsan odur.
Hep yeniliyorsan
Hiç pes etmiyor oluşun olsun, zaferinin adı

Ahmak

Bir cahilin devrik cümleleri ile
Daha ne kadar anlamlandıra bilirim ki seni.
Bu asil ruhu, bu ahmak bedenin içinde
Ancak bir ahmağın yaşama sevinciyle
Daha ne kadar yaşabilirim seni.
Sence kaç keşke daha kaldırır bu beden…
Ölüsünü sevdirdiğin, özlettiğin kadar
Bir gün özletir sevdirir misin beninde birine.
Ya vazgeçersem senden, geçer misin sende benden.
Sana kalsın be tadımlık mutlulukların
Alıştığım sonsuz mutsuzluğumda
Beni bana bırakır mısın?

Anla!

İstenileni veremiyorsan eğer.
Verebildiklerin kadar istenirsin.
İstenmiyorum diye üzülüyorsan eğer.
Üzülme, anla!
Yaşıyorsun, hiç kimse istemese “O” istediği için
Seçilmişliğinde de gizlidir mutluluk.
Mutsuzsan ve üzülüyorsan eğer.
Üzülme, anla!
Yaşamanı isteyeni, unuttuğun içindir.
Üzülme, Hatırla!
Unutanlarını, unutamadığını.
Bu, "O"nun hediyesi ve kanıtı.
Unutulmadın sende.
Üzülme, anla! sadece hatırla!

Neyzen

Nedensiz sıkıntılarımın sonu,
Hep bir ölümle gelecek sanıyordum
Ağlamak beni öldürmezdi belki ama
İtiraf edemiyorum.
En çok sana ağlarken ölmek istiyordum.
Ölünceye kadar ağlamak,
Ağlayamamak mıydı tek dert sanki
Var olduğunu bilenler ile var olduğunu bilip
Yokmuşçasına yaşamak.
Biliyordum, bendeki seni keşfetme çabasıydı
Seni üflediğimde çıkıyorsa “Ney”im den en güzel ses.
Anladım!
“Ney” de sen.
Nefeste sen.
Neyzen de sen.

Huzursuz bir uykudan uyanınca; ya etrafınızdaki karanlığa yenilip, gözlerinizi sımsıkı kapatırsınız. ya da sadece gözlerinizi açıp, karanlığa alışmasını beklersiniz. Zifir-i Karanlıktaysanız tercihinizi yapmışsınızdır.