12 Ağustos 2014 Salı

İnanılmaz (Unbelievable)

Bilmiyorum ama önümüzdeki bir kaç yıl içerisinde 5 duyumuzdan herhangi biri ile temas edip şaşırıp "inanılmaz" diye bileceğimiz hiçbir şey kalmayacak.
İstanbul'un Fatih semtinde kadın yahut erkek mi olduğu anlaşılmayan bir müsvette parçası iki yavru ve bir anne kediyi canice bir şekilde tekmeleyerek öldürüyor.
Bir binanın güvenlik kamerasına yansıyan bu görüntüleri büyük bir sinir harbi içerisinde izledim.
Kediler ölünceye kadar tekmelenmek için ne yapmış olabilirler bilmiyorum ama bu müsvette parçası benim onu tekmeleyerek öldürmem için güzel bir neden vermişti.
Ama sonra...
Kediyi öldüren sinirin içimde bir insanı öldürecek kadar büyümüş olmasına şaşırdım.
Üstelik "şaşacak birşey kalmadı hayatta" derken.
İnsan kendine ďönmeye görsün. Hayat sil baştan başlıyor.
Okadar az tanıyor ve biliyoruz ki kendimizi.
Sınırlarımız ve sığlarımız inanılmazlarla dolu.
Kur'an-ı Kerim'de Hz. Musa'nın, Hızır (A.S) ile yaptığı yolculukta peygamber olmasına rağmen anlayamadığı olaylar karşısında gösterdiği sabırsızlık ve ilahi bir olguya bu kadar yakin olmasına karşın olaylara bir anlam vermemesi inanan herkese birşeyler anlatıyor olmalı diye düşünüyorum.
Kimseye sinirlenmeyin demiyorum. Sinirimiz olmasa sabrın bir anlamı olmazdı.
Ama bu konuda hiçbir insanın nasihate ihtiyacı yok. İnsan hayatı boyunca nasihatler silsilesi ile muhatap oluyor.
Bizim ihtiyacımız olan musibet.
Hata yapma lüksümüzü, hatasından ders alanların af dileyebilme (tövbe etme) lüksümüzü sonuna kadar kullanmamız gerektiğini düşünüyorum.
Hayatta şaşıracak birşey kalmadığına üzülmüyorum.
Sıra insana (kendimize) geliyor diye seviniyorum.




Huzursuz bir uykudan uyanınca; ya etrafınızdaki karanlığa yenilip, gözlerinizi sımsıkı kapatırsınız. ya da sadece gözlerinizi açıp, karanlığa alışmasını beklersiniz. Zifir-i Karanlıktaysanız tercihinizi yapmışsınızdır.