26 Mayıs 2010 Çarşamba

Korkma

Tek dert var, apaçık ortada
Varlığımızla yokluğumuz arasında
Bir fark olsun istiyoruz.
Ama…
Nedir emin olduğumuz bu hayatta?
Hiç ölmeyecekmiş gibi
Omzumuzdaki bunca yükle
Diye bilecek miyiz sanki?
Ölümdür diye.
Yazılmış romanlarımızı okumaktan aciz
Yazsalar roman olur hayatımız
Diye bilecek miyiz?

Bak bana…
Denizle karanın buluştuğu en güzel yerdeyim şimdi
Çubuklu sahilinde ayaklarım üzerinden
Bedenimi yorma çabası ile…
Arşınlıyorum denize bir adım kala, kaldırımın
Bir adım atmalık sürede bana ait.
Bilmem kaç metre karesini.
Bedenin ve aklın aşması gereken
Sınırları zorluyorum.

Güneşin yaktığı bedenim
Yoruldukça hafifliyor,
Dünyevi zevkler yönünden.
Gözlerimde girdiği her kalıbın şeklini alan,
Bir bardakta olsa şeffaf renksiz olacak,
Baharın bu birçok kişi için güzel gününde,
Mavi rengini sevdiğim
Ama şimdi yosun yeşili rengi ile deniz var.

Deniz kadar olamıyor işte insan.
Daha doğmadan belli oluyor herkesin
Kalıbı ve rengi!
Korkularla korunuyor! Her kalıp ve renk

Yıksan kalıplarını, değişsen rengini nemi olur?
Varlığınla yokluğun arasında olabilecek
En ufak fark bile umurunda olmaz
Uzunca bir sahilde, yüzlerce insanın içinde
İstediğin anda denize atlaya bilecek kadar özgür
Ama yalnız olurdun!
O da korkunun adını yalnızlık koymadıysan.

Hiçbir yalnızlık müebbet değildir ama
Yıkmasan kalıbını değişmesen rengini
Çok sen gibi bulursun evet…
Kısa sürer yalnızlığın.
Yinede…
Yıkıma ve değişime bu engel olmasın
Hapsetme ruhuna yeni bir korkuyu
Yık sen her kalıbı, istediğin rengi seç?
Korkma, bir "ben" elbet bulur seni.

9 Mayıs 2010 Pazar

Hayatımın İstikrarlı Yanı

Odaklanamıyorum ki
Birine bağlanmak hak getire
Tasvirini mümkün kılacak kadar bile
Gördüğüm hiç bir yüz kalmıyor aklımda.
Daha da kötüsü, bazı yüzler
Hala sadece sözleri ile aklımda.
O zamanda duyguların beşi onu birden
Hücum ediyor aklıma, çoğalıyor cepheler
Parçalanıyorum
Nerede kazanıyor, nerede kaybediyorum
Fark edemiyorum.
Yuh diyorum yalnızlığın böylesine
Anlamak istemiyorlar diye
Anladıklarımın yalnızlığını çekiyorum
Anlatacak olsam sus “ukala” derler diyorum
Gel gör ki susmayı da beceremiyorum
Altıncı vakit de niyetsiz uyuyorum
Hazır olan şeytana
Yarım bir gülüş yerleşiyor azımın kenarına
Ve benim bozacağım bir ateşkes,
İlan ediliveriyor anında.

Toprağı Bol Olsun

Planlarım dışında gelişirde ölüm
Ellerinizde ölü verirsem bir gün
Sorarlarsa “Nasıl bilirdiniz” diye
Yalan söylemek zorunda kalmayın diye

Fırçayı elime verene güvendim ben
Yetenekten çok, umut dolu bir ressam edasıyla
Korkmadım hiçbir renkten
Siyahı da çaldım, Gri’yi de
En çok mavi de mutlu oldum belki ama
Korkmadım.
Ne geldiyse fırçama haktan
Hakikatten onu çaldım hayatıma
Gülüyordum ben sizin ağladıklarınıza
Ama anlamıyordunuz, çünkü
Sizde gülüyordunuz ağlanacak halinize
Haksızlığa, yalana ve inançsızlığa.
Çok kolay alışıyordunuz da her şeye
Bir bana alışamıyordunuz
Sırf sizin alıştıklarınıza, alışamıyorum diye.
Ne olacaktı öyle alışmıştınız ki ayı/dayı ikilemine
İkilemin bir sonucu, hayatlarınız köprüleriniz olmuştu
Gereklilik kipinde seviyor, özlüyor ve nefret ediyordunuz
Atalarınıza hep yanlış yerden kulak veriyor.
Ve kişiler üzerinden dayılık yaptırıyordunuz duygularınıza
Kendi sorularınızın cevaplarını
Hep başkalarında arıyor.
Küçük ve gamlı gönüllerinizin
Metre karesini çok abartıyordunuz.
Sevgilerinizin malzemesinden çalıp
Temeli sadece maddiyattan atıp
İlk depremde yıkılınca şaşırıyor
Kadercilik oynamayı çok seviyordunuz.
Size bilmediğiniz bir şey söylenemezdi
Söylendiğinde beğenip hoşlandığınız
Sadece yapamadıklarınızdı
Yenilikçiydiniz
Mesela.
Eleştiren oldukça, eleştiriye açıklığa
Eleştirilmesini istemediğiniz ne varsa
Kutsallaştırmayı eklediniz.
Ve
Beni sizden ayıran tek gerçek
Anlayamadığınız göreceli bir ölümdü
Seçimlerimizi yaptık.
Ben bütün bu hallerden kurtulup
Mezarda yatan oldum
Sizse sadece kürekle toprak atan.

Huzursuz bir uykudan uyanınca; ya etrafınızdaki karanlığa yenilip, gözlerinizi sımsıkı kapatırsınız. ya da sadece gözlerinizi açıp, karanlığa alışmasını beklersiniz. Zifir-i Karanlıktaysanız tercihinizi yapmışsınızdır.