6 Aralık 2010 Pazartesi

Bir cahilin devrik cümleleri

Her esaret bastırılmış bir duygunun eseri
İstikrarlı yalnızlık, sonunda hep alışılan terk edilmişlik
Bu yazması basit, sabredip dayanması zor olan
İnsanların…
Yazsa film senaryosu olur hayatlarının
Sürekli, zaplanamaz reklamlarını izlemek

Bu kişisel ekonomiye bağlı özgürlük borsasında
Özgürlük nedir bilmezler A.Ş’nin halka arzı
Soyun sopunca, kimliğine yazılmış uyruğunca
Hissene düşmeyince adam gibi yaşamak
Dur arkadaş, sözleşmende ağlamak yassak

Bu yönetene boyun eğme hatasına bağlı hasta bedenin
Garanti kapsamı dışında kalma ihtimali
Bu iadede çıkarılacak zorlukların habercisi

Bu esaret…
Yönetenin hangi bastırılmış duygusunun eseri.
Bu avm'lere bulunan yerin bedenlere bulunamaması
Havadan diyanetin havadan fetvası
Bu istemeyeni yakmak caizin habercisi

Öyleyse bu peşin verilmiş sözüm ile,
Vadesini beklemeden yakın...
Yakın içi zaten gamdan yanmış bedenimi!

16 Kasım 2010 Salı

Köşe yazımsı bayram klişesi

Malesef hala hedefime ulaşamadım
Her günü bayram yapacak kadar deliremedim.
Daha da kötüsü elimdeki üç beş günlük
Bayramdan olmama neden olacak kadar
Akıllanmışta olabilirim.

Bizim şu mahallenin veletleri.
Yine geçen bayram ki gibi.
Bir coşku bir neşe bir haylazlık
Ve evet dostlar.
Yine o yarım ağızla yarım harçlık isteme.
''iyi bayramlar abi''
Çok tanıdık bu meret.

Öyle ya bayramlar aynı.

Teknolojinin kuru görünümlü yaş tahtalarına
Klavye gücü ile yaratılmış balon kişisel imajlara
Her ''Nerede o eski bayramlar'' diyene kandık

Şimdi bir hala amca dayı var, orada uzakta
Gitmesekde, görmesekte
O hala amca dayı bizimciyiz.


Not: Benim bünyeme sahip bir iş koliğin üç günden fazla tatile verdiği bir yan etkidir. Yoksa her bayramda bayram şiiri baydı biliyorum.

31 Ekim 2010 Pazar

Dolma

Hani ayakta ölüyordu birileri bir zamanlar.
Çağrışım sal olarak, bir anlamı olmalıydı bunun
Varoş edebiyatında
Giriş katında bir evin penceresinden ancak sokak
Modern edebiyatta
Plazanın bilmem kaç yüzüncü katından koca bir şehri
Tasvir eden, mesnetsiz kelimeciler

Oysa bir şeyler anlatmalıydı bu kelimeler
Kıçın koltukla buluşmasından doğan rahatlıkta
Yan yana ve alt alta dizili olmanın yanında.

Her anlaşılması zor olanı, insani bir deliliğe, hastalığına benzetmek

Asıl hastalık; Zor anlananın, kolay anlatılmasını beklemek

Tamam, var bir delilik ama senin benzettiğin
Daha doğrusu benzetemediğin deliliğe sahip deli
Her deneyişinde ağzıyla kuş tutabildiğini
Kuşu yuttuğundan sebep kanıtlayamayan deli
Öyle ki; Şeytanı bile kıskandıran o delilik, sahip olan için
Tecrübe edilmiş acıların, kağıt üzerinde ki çığlığı sadece.

Eh ne yaparsın…
Etimoloji den yoksun beynin dili kemikli oluyor işte
Fakirin edebiyatı, atasınca kulaktan
Üstelik zeytinyağsız dolma.
Şimdi,
Bu dolma sağa mı yar olsa? Dolma
Sola mı yar olsa? Dolma.

Tehdit cürmü

her halde çok sık rastlanan bir durum değildir.
artık, en baba yiğit bile belden aşağı çalışıyor. zira adam yaralamak öldürmekten daha az ceza getiriyor. hem ölüm çok kolay, ama yaralamak bir yerde yaralanın sizden sonsuzadek korkması demek. egosal bir tatmin için sizin gücünüze saygı duyulmasından daha iyisi o güçten korkulmasıdır. korku, saygıdan daha keskin bir duygudur. saygınızı korkunuzdan daha kolay kaybedersiniz.
işin buraya kadarı normal ve genellenebilir bir ölüm tehtidi açıklaması. çok sık rastlanmayan ama aslolan tehtid budur.

bu tehtid işnin en çok rastlananı fütursuzca kızgınlık ve sinir hali ile yapılanıdır.
bu tehtid çeşidi ile fındık kabuğu meselelerin den, kız muhabbetlerine kadar bir çok konuda hem karşılaşır hemde karşı karşıya bırakırsınız.

bir de bu işin, yapıldığın da aynı kapıya çıkanları var.
mesela; sevgiliniz kendisinden ayrılırsanız, canına kıyacağını söylüyor.
ölüm ile tehdit edilmek durumu var, ama sonun da ölecek olan siz değilsinizdir. ne yapıla bilir, "ölü olmak mı dilenir" orası o konunun alt metni. ben yüzeysel bakıyorum. "keşke"lerle dolu hayatların altları beni okadar da ilgilendirmiyor.

tehdit eden ya da edilen olmanız okadar da önemli değil, uzun hayatınız içerisin de roller kolaylıkla değişebilir.
tehtid edildiğiniz de vereceğiniz tepki daha önemlidir.
çünkü tehtidkar olup olmayacağınız tehtid edildiğiniz de vereceğiniz tepki ile bire bir alakalıdır.

sizin için küfür etmekden farkı yoksa tehtid etmenin, bu zamana kadar hep sizin gibiler tarafından tehtid edilmişsiniz demektir. böyle devam etmesini dileyin.
ya da, yapamayacaklarınızı söylemekten vazgeçin.
karşınıza işi ciddeye alan biri çıkabilir.

17 Eylül 2010 Cuma

Bar Cahilin Devrik Cümleleri

Bende…
Akla düşen hiçbir düşüncenin “son”unu getirememe zorluğu
Sende…
Son sözü olmayanlardan gitmenin kolaylığı…

Başın da “Son” var ise, devamı mutlaka “nefes” olmalıymış gibi.

Senin gözlerin dolduğunda, görüşün bulanıklaşıyorken
Ben neden sadece gözlerim dolduğunda net göre biliyorum!
Görmek istediklerimiz mi farklı yoksa?

Dudaklarımın arasında sigaram…
Boş kâğıt üzerinde titreyen ellerim…
On binlerce düşünce içinde!
Eleği seçmekte tüm mesele…
Mantık eleği?
Gönül eleği?

Ne fark eder?
Hangisini seçersem seçeyim…
Değişmeyecek hiç bir şey
Sonunu getiremeyen yine ben olmayacak mıyım?
İlahi bir adalet…
Kaybeden olmayı umursamamanın cezası!
Hiçbir zaman kazanan da olamamak…

Lanet olsun…
Kim sıkıştırdı seni kulağıma çalınan bu şarkının içine?

6 Eylül 2010 Pazartesi

Dilemma

Düşünmek bir hediye mi?
Kim bilir, ben verilmiş cevaplardan emin olamıyorsam tek sebebi, mutluluğun düşünmeyen aptalların eteğinde dolaşıyor olduğunu görmemdir.

Bilgi beyne düştüğünde, kucağınıza bir fikir almak için 9 ay beklemezsiniz. Eskiden bu konuda bir sorun yoktu, bilgi değerliydi ve nadir bulunurdu. Şimdi öyle değil, reklam panolarında bile beynimizle ilişkiye girmek isteyen bilgi azmanları var, bilgi artık bilgi olup olmadığını anlayamayacağımız kadar çok ve aynı oranda değersiz, maalesef birçok beyinle ilişkisi ‘’korunmasız’’ olarak gerçekleşiyor.
Doğal süreçte doğru bilgi yanlış bilgi ayrımına gerek kalmadan yanlış beyinde korunmasız ilişki kötü fikirlere gebe kalıyor. Doğan fikrin kötülüğü yanlışlığı sahibi tarafından kabul edilmiyor ve ortaya

‘’Her fikir, iyi bir mantıkla sterilize edilebilir’’ gibi asıl kötü fikirden daha kötü bir fikri ortaya çıkarıyor.
İşte diktatör bu fikirle olunur. İnsanları sabun yapmak gibi saçma bir fikri mantıklı hale getire biliyorsan… sokağa tükürmeyi, zavallı bir kediye köpeğe eziyet etmeyi fazlasıyla mantıklı göre bilirsin.


Diyorum ya bazen bilmemek daha iyidir, hadi biliyorsun bari düşünme ama ne mümkün.
O zamanda işte uzun zaman önce söylenen ve doğru olduğuna inandığımız ‘’düşünüyorum öyleyse varım’’ sözünün söylendiği zamandan bu zamana bir evrim geçirdiği düşüncesi hasıl oluyor. Aslı nasıldı derseniz bence ‘’düşünüyorum öyleyse mutsuzum’’

Bilmenin ve düşünmenin zararlı olduğunu usturupsuz bir örnekle açıklayacağım, usturupsuz olmak benim için dert değilde sizin için belki sorun olabilir.

Labirentteki fare deneyini bilirsiniz, bu zamana kadar o labirentlere konulan fareler hep iki çeşitti.
Birinci fare labirente koyulduğu anda kokusunu bildiği peyniri aramaya koyulan…
İkincisi peynir nedir bilmediği için salak sulak davranışlarla etrafında dönüp duran fare.

İşte aşk bilgisi beynine düşümüş insanla onu bilmeyen insan arasındaki fark için mükemmel bir örnek.

Örnek iyi bir bilgiydi ama yanlış beyinlerde ‘’ama fare eninde sonunda peyniri bulur ve yer’’ fikrine gebe kalmasın diye söylüyorum.

Örnekte labirent’e denk düşen hayat laboratuarlardaki kadar basit değil. Dönülmesi gereken köşe sayısı biraz daha fazla ve Eninde sonunda bulduğunuzda artık işin işten geçmiş olması ihtimali çok yüksek.

Olumsuz çıkışı olmayan örnekler ve düşünceler bunlar bize bir faydası yok. Ne yapalım yani iki seçenekte bir birinden kötü diye hayatımıza son mu verelim. Değil tabiî ki her zaman başka bir seçenek vardır.

Lağımda özgürce dolaşan fare olabilirsin, tabi içinde lağım geçiyor diye bu bilgiyi de yanlış fikre gebe bırakma riskinizi öngörüyor ve… ‘’lağım farenin cennetidir’’ hatırlatmasını yapıyorum.

Her konu bir ikilem olarak ele alınmalıdır.
Bu konunun ikilemi de, bazen iyi fikirlerin mantıkla kötü fikre dönüştürülmesidir.

Kötü fikri iyi fikir olarak göstermekten daha kolay olduğu için tercih edilirliği daha yüksektir, genellikle fikri kabul etmemek ve benimsememek ile rahatlıkla gerçekleştirilir.

İkilemin bu kısmına üslup açısından iyi içerik açısından ilk örnekten daha usturupsuz örnek sanırım darvin’in ta kendisi olur, bir yaratıcının olduğu gibi iyi bir fikri alıp biz maymundan geldik gibi kötü bir fikre dönüştürmek… nereden baksan enteresan bir bilgi beyin çifleşmesi sonucudur.

Sonuç olarak demek istediğim şu;
Benim verdiğim bilgilerde dahil olmak üzere hiçbir bilgi sahibinin sizi bir labirente kapatmasına izin vermemek en doğru seçenek olarak hizmetinize sunuluyor.
Tabi ki arz var ısrar yok.

5 Ağustos 2010 Perşembe

Bir Cahilin Devrik Cümleleri

Sakin duruyor, agresif yazıyorum.
Çünkü…
Afili senaryolar dönüyor beynimde,
Sonu cinayetle bitecek.
Hasadı olmayan karamsarlıklar ekiyorum
Cümlelerime…

Ben her sabah
En az birinizin aradığı aşkı
Öldürüyorum aynadaki gözlerimde
Diri çıkamıyor hiçbir aşk
Bu bedende gün yüzüne

Kirli ellerin baktığı temiz gbt sahibiyim ama
Aşk cinayetlerinde istense de
Parmak izi kalmıyor geriye.

Ellerimdeki sabun köpüğünden
Balonlar yapıp üflüyorum hala
Gizlice…

Keskin sirkeler diyarında küp,
Çirkin kurbağa gibi görünüyorum gözlerinize.
-hani öpsen prens de çıkmıyor içinden-

Ama teşekkür ederim.
Yazacak kadar düşünceye
Komada bıraktığım aşkların kulağına
Çalınan sözlerinizdir tek sebep.

Onların da beyin ölümü gerçekleştiğinde
Ne kalıyorsa geriye… Bağışlıyorum
Bende olmayan naif umudunuz hatırına
Bütün mantık evliliklerinize
Gel gör ki…
O da yetmiyor üç kuruşluk sevgilerinize.

Huzursuz bir uykudan uyanınca; ya etrafınızdaki karanlığa yenilip, gözlerinizi sımsıkı kapatırsınız. ya da sadece gözlerinizi açıp, karanlığa alışmasını beklersiniz. Zifir-i Karanlıktaysanız tercihinizi yapmışsınızdır.