31 Ekim 2010 Pazar

Dolma

Hani ayakta ölüyordu birileri bir zamanlar.
Çağrışım sal olarak, bir anlamı olmalıydı bunun
Varoş edebiyatında
Giriş katında bir evin penceresinden ancak sokak
Modern edebiyatta
Plazanın bilmem kaç yüzüncü katından koca bir şehri
Tasvir eden, mesnetsiz kelimeciler

Oysa bir şeyler anlatmalıydı bu kelimeler
Kıçın koltukla buluşmasından doğan rahatlıkta
Yan yana ve alt alta dizili olmanın yanında.

Her anlaşılması zor olanı, insani bir deliliğe, hastalığına benzetmek

Asıl hastalık; Zor anlananın, kolay anlatılmasını beklemek

Tamam, var bir delilik ama senin benzettiğin
Daha doğrusu benzetemediğin deliliğe sahip deli
Her deneyişinde ağzıyla kuş tutabildiğini
Kuşu yuttuğundan sebep kanıtlayamayan deli
Öyle ki; Şeytanı bile kıskandıran o delilik, sahip olan için
Tecrübe edilmiş acıların, kağıt üzerinde ki çığlığı sadece.

Eh ne yaparsın…
Etimoloji den yoksun beynin dili kemikli oluyor işte
Fakirin edebiyatı, atasınca kulaktan
Üstelik zeytinyağsız dolma.
Şimdi,
Bu dolma sağa mı yar olsa? Dolma
Sola mı yar olsa? Dolma.

Hiç yorum yok:


Huzursuz bir uykudan uyanınca; ya etrafınızdaki karanlığa yenilip, gözlerinizi sımsıkı kapatırsınız. ya da sadece gözlerinizi açıp, karanlığa alışmasını beklersiniz. Zifir-i Karanlıktaysanız tercihinizi yapmışsınızdır.