Fon müziğinde hep bir fısıltı var bu hayatın
Haykırışımızla detone ettiğimiz,
Ve cezası…
Bazen dünyayı omuzlarımızda taşıyan bir atlas,
Ya da atlasın omuzlarında bir dünya olmak.
Bu ikilemin gel gitlerin de yıkılan kalıplar, yalanlar, algoritmalar.
Bu gerçek mutsuzlukta, yalan mutluluklardan kaçmaya
Karşılıksız sevebildiğimiz için, devam ediyoruz.
Biz dengesizliklerimizle dengeliyoruz hayatı.
Bazen seçmek, bazen seçilmekse hayat tombala tadında,
Ortada bir kese var demek.
Defalarca ve defalarca kez,
Mutluluk çekme umudu ile mutsuzluk çekiyor olmak farklılaştırdı bizi.
Kötü de olsa ben seçtim küstahlığından sıyrıldık önce.
Öğrenilmiş hayaller, başkalarının tecrübe ettiği umutlar.
Biz boşalttık keselerimizi, kimilerimiz gerçeklerini koydu
Kimilerimiz de kendileri girdiler keselerine.
Ve seçtiklerinde bulamadıkları mutluluğu,
Seçilmişliklerin de buldular.
Kimseden tavsiye almadı ve kimseye tavsiye vermedik
Ortada kurulu bir tezgâhımız zaten yoktu.
Yaşamlarımızın seyyar satıcılarıydık biz.
Ellerinde her şeyiyle göreceli bu hayatın yaşanmışlıkları,
Sadece hayatın fon müziğinde ki o sesi detone ettik.
Şu bir gerçek dünya bizim cennetimiz değil, bir gün mutlak öleceğiz.
Ama kendi cennetimizde sonsuz gerçek mutluluğa uyanmak için.
Huzursuz bir uykudan uyanınca; ya etrafınızdaki karanlığa yenilip, gözlerinizi sımsıkı kapatırsınız. ya da sadece gözlerinizi açıp, karanlığa alışmasını beklersiniz. Zifir-i Karanlıktaysanız tercihinizi yapmışsınızdır
20 Şubat 2010 Cumartesi
28 Ocak 2010 Perşembe
Kırık dökük
Kırık dökük anılarına, hayalden bantlar çekiyorsun
Sen sözde yetim, hey özünde karamsar insan,
Bu halinle yaşamayı, sen nasıl beceriyorsun.
Girişini beğenmedin diye bir hayatın
Gelişmesinde hep terk edilmiş, sanki sürgündesin
Korkma sonucu da göremeyeceksin.
Dur korkma, korkma ölmeyeceksin.
Yaşamayanlar ölemez, bunu önce sen öğreneceksin
Sevgi nedir bilmez, hep sevilmek istersin.
Bir tık ötede bulabileceğin tek şey yalanken
O dizginlenemez umudunla tıkladığın
Bu kaçıncı profil,
Hep doğru bildiklerini yanlış yerde yapmak,
Kaderin bumu sanıyorsun, karamsar insan.
Sen hep uyuyamamaktan şikâyet ediyorsun
Ama farkında değilsin, aslında uyanamıyorsun.
Okuyor, anlıyor ve biliyorsun ama
Sen hayallerinde, hep başkalarının gerçeklerini yaşıyorsun.
Sen sözde yetim, hey özünde karamsar insan,
Bu halinle yaşamayı, sen nasıl beceriyorsun.
Girişini beğenmedin diye bir hayatın
Gelişmesinde hep terk edilmiş, sanki sürgündesin
Korkma sonucu da göremeyeceksin.
Dur korkma, korkma ölmeyeceksin.
Yaşamayanlar ölemez, bunu önce sen öğreneceksin
Sevgi nedir bilmez, hep sevilmek istersin.
Bir tık ötede bulabileceğin tek şey yalanken
O dizginlenemez umudunla tıkladığın
Bu kaçıncı profil,
Hep doğru bildiklerini yanlış yerde yapmak,
Kaderin bumu sanıyorsun, karamsar insan.
Sen hep uyuyamamaktan şikâyet ediyorsun
Ama farkında değilsin, aslında uyanamıyorsun.
Okuyor, anlıyor ve biliyorsun ama
Sen hayallerinde, hep başkalarının gerçeklerini yaşıyorsun.
26 Ocak 2010 Salı
Biraz Daha Cesaret
Biraz daha cesaret, seri cinayetler sahibi yapardı beni,
unutmakla doldurduğum şarjörlerimi boşaltırdım üzerlerinize ve dönüp bakmazdım düştüğü yerde, bensiz yatan bedenlerinize.
Kötülük ve gamsızlıkla mayalanmış, biraz daha cesaret.
Ölü aşklar mezarlığı olur muydu o zaman içimde,
her mutluluğa imrenerek bakan gözler,
hep acıyı anlatan bu sözler benim mi olurdu.
Arkamı dönüp gidebileceğim birazcık daha cesaret,
ah birazcık daha, o zaman ben mi olurdum unutamayan, siz mi?
unutmakla doldurduğum şarjörlerimi boşaltırdım üzerlerinize ve dönüp bakmazdım düştüğü yerde, bensiz yatan bedenlerinize.
Kötülük ve gamsızlıkla mayalanmış, biraz daha cesaret.
Ölü aşklar mezarlığı olur muydu o zaman içimde,
her mutluluğa imrenerek bakan gözler,
hep acıyı anlatan bu sözler benim mi olurdu.
Arkamı dönüp gidebileceğim birazcık daha cesaret,
ah birazcık daha, o zaman ben mi olurdum unutamayan, siz mi?
Sıkıldım
Sıkıldım bu melankolik halimden.
Hep dünde, yarını getirmeyen bu sabahlardan,
Sen nedenli yazılar yazmaktan sıkıldım.
Bu çağrılmadan gelen kelimelerimden
Her sen dediğimde,
Bir şeylere anlam kazandırma çabası içinde
Kurulan devrik cümlelerimden, sıkıldım
İçimdeki bu, belki bir gün okursun umudundan.
Benim kaderime senin yön vermenden, sıkıldım
Üstelik bunun farkında bile olmamandan.
Sıkıldım artık, ‘Aşk’a değil sana inanıyor olmaktan.
Hep dünde, yarını getirmeyen bu sabahlardan,
Sen nedenli yazılar yazmaktan sıkıldım.
Bu çağrılmadan gelen kelimelerimden
Her sen dediğimde,
Bir şeylere anlam kazandırma çabası içinde
Kurulan devrik cümlelerimden, sıkıldım
İçimdeki bu, belki bir gün okursun umudundan.
Benim kaderime senin yön vermenden, sıkıldım
Üstelik bunun farkında bile olmamandan.
Sıkıldım artık, ‘Aşk’a değil sana inanıyor olmaktan.
Yağmuru Sever Gibi
- bu şehri yağmur yağdığında çok seviyorum
- bende.
- bende mi?
- evet bende ne oldu?
- tanıdık geldi.
- tanıdık gelen ne?
- şu "bende" sözün.
- anlamıyorum?
- tarafından, yağmuru sever gibi sevildiğimi düşündüm!
- nasıl yani!
- "bu şehri yağmur yağdığında seviyorum" diyorum sende "bende" diyorsun. aynı "seni seviyorum" dediğimde "bende" dediğin gibi. sen "yağmuru seviyorum" diyorsun ama ne zaman yağsa şemsiyeni açıyorsun, güneşide seviyorsun mesela biliyorum ama ne zaman içini ısıtıcak kadar artsa gölgeye kaçıyorsun, sevdiğin şeylerin sana dokunmasına izin vermemen hiç yabancı gelmiyor bana.
Sana yağmuru yada güneşi nasıl seveceğini söyleyemem, ama beni bu şekilde sevmekten vazgeçmelisin.
- bende.
- bende mi?
- evet bende ne oldu?
- tanıdık geldi.
- tanıdık gelen ne?
- şu "bende" sözün.
- anlamıyorum?
- tarafından, yağmuru sever gibi sevildiğimi düşündüm!
- nasıl yani!
- "bu şehri yağmur yağdığında seviyorum" diyorum sende "bende" diyorsun. aynı "seni seviyorum" dediğimde "bende" dediğin gibi. sen "yağmuru seviyorum" diyorsun ama ne zaman yağsa şemsiyeni açıyorsun, güneşide seviyorsun mesela biliyorum ama ne zaman içini ısıtıcak kadar artsa gölgeye kaçıyorsun, sevdiğin şeylerin sana dokunmasına izin vermemen hiç yabancı gelmiyor bana.
Sana yağmuru yada güneşi nasıl seveceğini söyleyemem, ama beni bu şekilde sevmekten vazgeçmelisin.
Çocukluk Dönemi Sanrıları
Dedem çok severim kendisini aslında şuan severdim dememem gerekli çünki artık o yok. Ama olsun söyledikleri hala benimle.
Mesela bana "manevi sorunlar için dökülen göz yaşları sıcak, maddiyat ile ilgili sorunlarda dökülen göz yaşları soğuk akar evladım" demişti.
Küçüktüm, ne zaman ağlasam, göz yaşlarımı ellerdim özenle,
anlayamazdım tabi sıcakmı, soğukmu!
Sonra öğrendim ki, o yaşların sıcaklığı ve soğukluğu parmak ucunda değil, yanakta süzülürken belli olurmuş.
soğuk olanı ürpetir.
sıcak olanı ısıtırmış.
Mesela bana "manevi sorunlar için dökülen göz yaşları sıcak, maddiyat ile ilgili sorunlarda dökülen göz yaşları soğuk akar evladım" demişti.
Küçüktüm, ne zaman ağlasam, göz yaşlarımı ellerdim özenle,
anlayamazdım tabi sıcakmı, soğukmu!
Sonra öğrendim ki, o yaşların sıcaklığı ve soğukluğu parmak ucunda değil, yanakta süzülürken belli olurmuş.
soğuk olanı ürpetir.
sıcak olanı ısıtırmış.
Rahat Bırak
Bilmiyorum anlatsam anlarmısın.
Senin baktığın yerden bakamıyorum çünki kendime. Herşey uzak bana en çok da kendim. Ben, herşey bir insanı sevmekle başlıyora geçemiyorum bir türlü. Sevmediğim o kadar çok şey varki başta inkar etsemde kendim.
Ve kızıyorum, biraz üçkağatçılık yapıp, önce sana sonra herkese ucundan biraz da kendime. Kızıyorum çünki sevgiyi benim bildiğim gibi yaşatmadınız bana. Gelecek korkusu ile sevgi yaşamaya mecbur bırakılmak. Hayır, hayır hayatın mecburiyetlerinden sıkılmış bana bir de sevgi için mecburiyetler koşmak. Kesinlikle doru tercih değil...
"artık benim için hiç bir anlam ifade etmiyorsun" diyemem ama "artık benim için bir anlam ifade etmeni istemiyorum" diye bilirim
Bu iki kelimenin arasında küçük gibi görünen farkın bende "açılımı" o kadar büyük ki Bunu anlatmak ikimiz arasında olan herşeyi anlamak demek, ama ikimize dair herşey gibi o da büyük bir soru işareti olarak kalacak.
Şimdi sen yoksun ve ben her insan gibi alışma yetimi kullanarak yokluğuna alışıyorum. İsteyince daha kolay olmuyor bu meret, tükenmez kalemle yazdığını silgiyle silmeye çalışmak işte tam karşılığı bu...
Senin için de durum farklı değil aslında, sen sudan çıkmış bir balık gibisin öleceksin birazdan ama dışarıda yağmur yağıyor sen buna umut diyorsun ve çırpınıyorsun... Çırpınıyorsun... Olmadığını, olmayacağını anlayana kadar da çırpınacaksın belkide, Sen, koca okyanusda yaşayamadığını akvaryumda yaşamak arkadaş kalmak istiyorsun. Senin için çırpınmak büyük eziyet. Eziyetin daha büyüğünü, seni bankta oturmuş izleyen küçük çocuk yaşıyor. Ama sen kendi eziyetinin içinde bununda farkında değilsin. Üzüyorsun başta kendini, hissediyorsun başkalarını da üzdüğünü ama bilmiyorsun emin değilsin. Çünki sen görmeden inanmayı bilmiyorsun! Sen görmeyi bilmiyorsun! belkide...
Belkide ben yanılıyorum, belkide herşey çok farklı, ben de senin gibi görmek istediklerimi görüyorumdur sadece, belkide asıl engeller koyan benim aşılamayan, diyorum ya belkide...
Ama artık rahat bırakmalısın beni, bunun için önce kendini rahat bırakman gerektiğini anlamalı, bilmelisin.
Lütfen rahat bırak kendini, beni ve hayatı!
Senin baktığın yerden bakamıyorum çünki kendime. Herşey uzak bana en çok da kendim. Ben, herşey bir insanı sevmekle başlıyora geçemiyorum bir türlü. Sevmediğim o kadar çok şey varki başta inkar etsemde kendim.
Ve kızıyorum, biraz üçkağatçılık yapıp, önce sana sonra herkese ucundan biraz da kendime. Kızıyorum çünki sevgiyi benim bildiğim gibi yaşatmadınız bana. Gelecek korkusu ile sevgi yaşamaya mecbur bırakılmak. Hayır, hayır hayatın mecburiyetlerinden sıkılmış bana bir de sevgi için mecburiyetler koşmak. Kesinlikle doru tercih değil...
"artık benim için hiç bir anlam ifade etmiyorsun" diyemem ama "artık benim için bir anlam ifade etmeni istemiyorum" diye bilirim
Bu iki kelimenin arasında küçük gibi görünen farkın bende "açılımı" o kadar büyük ki Bunu anlatmak ikimiz arasında olan herşeyi anlamak demek, ama ikimize dair herşey gibi o da büyük bir soru işareti olarak kalacak.
Şimdi sen yoksun ve ben her insan gibi alışma yetimi kullanarak yokluğuna alışıyorum. İsteyince daha kolay olmuyor bu meret, tükenmez kalemle yazdığını silgiyle silmeye çalışmak işte tam karşılığı bu...
Senin için de durum farklı değil aslında, sen sudan çıkmış bir balık gibisin öleceksin birazdan ama dışarıda yağmur yağıyor sen buna umut diyorsun ve çırpınıyorsun... Çırpınıyorsun... Olmadığını, olmayacağını anlayana kadar da çırpınacaksın belkide, Sen, koca okyanusda yaşayamadığını akvaryumda yaşamak arkadaş kalmak istiyorsun. Senin için çırpınmak büyük eziyet. Eziyetin daha büyüğünü, seni bankta oturmuş izleyen küçük çocuk yaşıyor. Ama sen kendi eziyetinin içinde bununda farkında değilsin. Üzüyorsun başta kendini, hissediyorsun başkalarını da üzdüğünü ama bilmiyorsun emin değilsin. Çünki sen görmeden inanmayı bilmiyorsun! Sen görmeyi bilmiyorsun! belkide...
Belkide ben yanılıyorum, belkide herşey çok farklı, ben de senin gibi görmek istediklerimi görüyorumdur sadece, belkide asıl engeller koyan benim aşılamayan, diyorum ya belkide...
Ama artık rahat bırakmalısın beni, bunun için önce kendini rahat bırakman gerektiğini anlamalı, bilmelisin.
Lütfen rahat bırak kendini, beni ve hayatı!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Huzursuz bir uykudan uyanınca; ya etrafınızdaki karanlığa yenilip, gözlerinizi sımsıkı kapatırsınız. ya da sadece gözlerinizi açıp, karanlığa alışmasını beklersiniz. Zifir-i Karanlıktaysanız tercihinizi yapmışsınızdır.