7 Mart 2011 Pazartesi

Dilemma

Bir şeyi anlamaktaki önem. anlanması gereken şeyin, anlatılması gerektiğinde ortaya çıkar.
Aslında aralarında gezegenler kadar fark olan bir çok ikilem, artık "ince bir çizgi" tabiri ile ifade edilir oluduğundan ve bu "ince çizgilerin" eğimini doğru tarafa vermek yeterince zorlaştığından
Anlatmak şöyle dursun, anlatmaya meyleden kişi için anlamak bile büyük bir azap olmuştur.

Uzun soluklu susmalar... başına "m" koyulsa kişiyi en kral kuzu yapa bilecek "eeeee"lemeler

Hoşlanmak ve arzulamak ikilemini ele almak için hazırlanmış bir giriş metnini okudunuz.

Erkek ile kadınsal bakış açıları ile ele alınması gereken bir konu olmasına ve bir erkek olarak kadınsal bir bakış açısını net ve yeterince doğru ifade edemeyeceğimi düşünmeme rağmen her iki bakış açısından denememi yapacağım...
Sonuçta.. hedef 12 olsada.. 10,9 hatta 8 bile yeterli bir isabet oranı sayılacaktır.

Arasında gezegenler kadar fark olan bir ikilem mi? Yoksa bir ikilem bile değiller mi? Bir ikilem oluşturuyorlar, fakat oluşutmamalarımı gerekir? Nedir..

İzafiyet teorisini açıklarken Einstein bu kadar zorlanmamıştır eminim.. çünkü var olmayanı, bilinmeyeni açıklamak her zaman bilineni açıklamaya çalışmaktan kolaydır...

Bir erkek, standartta karşı cinseten önce hoşlanır ve bu hoşluk erkekliğin doğal getirisi ile arzuya dönüşür? Standart dışında, bir erkek bir kadını arzular, bu arzulama karşılığını bulur ise hoşlanmaya dönüşür... Her iki durumda da ilk oluşan duygu kaybolmaz, dönüşüm tırtılın kelebeğe dönüşmesi ile örneklense abes olmaz...

Tam burada, "O eskiden di" diyenleriniz varsa, bravo size.

Çünkü haklısınız o eskidendi.. tamam eskiyi devam ettiren bireyler yok değil ama azımsanacak kadar azlar..

Şimdi; hoşlanmak ve arzulamak aynı olgunun tamamlayıcı unsurları değil, bir olgunun itici ve çekici gücü halindeler..

Kadınlar için, olgunun çekici gücü hoşlanmak, itici gücü arzulamak. (genelleme kurbanı olmasın, çoğunluk için deklare ediyorum)

Erkek için, Olgunun çekici gücü arzulamak ve hoşlanmak çünkü erkeklerde itici güç yok...

Neden ama dimi?

Olgu'yu aşk, sevgi, arkadaşlık.. diye adlandırarak niteliğini ve nedenlerini değiştire bilirsiniz ama...

Modern yüzyılda.. değişen tekşey yol olur, kapı hep aynı kalır.

Tabuların getirisi mi? götürüsü mü? ayrı bir tartışma konusunun şafağında...

Namuslu türk erkeğinin olgunlaşma sürecindeki namussuzluğu, Namuslu olmayı namussuzdan öğrenme düsturuna yanlış bir bakış açısı ile baktığının kanıtı.

Feminem bir ideoloji ile yetişip eşitlik adına erkeksi tavırlar sergileyen kadınlar...
Kendi ütopyalarında yaşıyan, liseli aşkları ile evlenmiş yada büyük bir ihtimalle evlenecek erkekler konumuzun istisnalarıdır..
Herkes üzerinden açılım ve açıklama yapmanın eziyetine ben gir(e)mem..

İtiraf edilemeyecek olanı yazar, çok sanane denilecek, banane diyemediğim bir konuya daha imza atarım.


- Senden çok hoşlanıyor olmalıyım, yoksa konuşurken bu kadar heyecanlanmazdım.
- Bu kadar kısa sürede benden nasıl hoşlanabilirsin ki? Daha beni tanımıyorsun bile.
- Hoşlanmak için tanımak gerekiyorsa, bağlayıcı bir sevgi için ne olması gerek? (ölmek mi?)
- Hoşlanmak diye birşey yok zaten, seninki sadece bir erkeğin bir kadını arzulaması..
- Hoşlanmak ve arzulamak farklı şeyler değilki, sen hoşlanmadığın birini arzulaya bilir misin? yada arzuladığın birinden hoşlanmıyor olabilir misin?
- Hayır tabiki farklı şeyler, bir erkek bir kadına değer verdiğinde, hiç birşey söylemez. o'nu tanımak için çaba sarf eder ve bu çabasını belli eder.
- Sonra?
- Sonra tanıdıkça birşeyler kendiliğinden olur, yani tanıdığın kişiden hoşlanırsın yada hoşlamazsın.
- Sen tanımadığın insanlardan hoşlanamayacağını mı idda ediyorsun?
- Arkadaşça hoş biri olduğunu düşüne bilirim.
- Hoşlanmayı arkaşça ve diğer hoşlanmalar olarak kategorize mi ettin?
- Off ben hiç birşeyi kategorize etmiyorum bu böyle olan birşey zaten.
- Senin dünyanda öyle olduğu kesin?
- Nedemek benim dünyam, ben bu toplumun kabul ettiği gerçekleri ve doğruları söylüyorum.
- Neden kendi gerçeklerin ve doğruların yok mu?
- ??? Bunlar benim de gerçek ve doğrularım toplumla ortak bir noktada buluşmuş olamaz mıyız?
- Bu toplum mutsuz insanların oluşturduğu evde kalmış insanlar ile boşanmış insanların çoğunlukla olduğu bir toplum olsa gerek?
- Bunu bilemez ve kanıtlayamazsın.
- Evet ama sende aksini bilemez ve kanıtlayamazsın.
- Kısır bir döngü yaratarak kendini haklı çıkarama çabası içindesin.
- Daha önce bir kısır döngüye hiç bu kadar uzak olmamıştım, ben karşılık bulduğunda kanıtlanmış olacak bir duygumu senle paylaşıyorum ve karşılığını beklemediğim bir şekilde, toplumsal gerçek ve doğru maskesi altında defans olarak alıyorum?
- Ben defans falan yapmıyorum?
- Benden hoşlanmadın mı?
- Beni anlamıyormusun seni tanımıyorum ki? senden hoşlanıp hoşlanmadığımı nasıl söyleye bilirim.
- Seni tanımak için çaba sarf etmem ve bu çabamı sana belli etmem mi gerekiyor?
- Evet?
- Peki sonunda benden hoşlanıp hoşlanmadığına mı karar vereceksin?
- Evet.
- Hoşlanmazsan medenice vedalaşıp ayrı yollara mı gideceğiz.
- Mecbur değiliz arkadaş kalabiliriz.
- Hoşlanmadığın birisi olacağım, arkadaş kala bileceğimize inanıyor musun?
- Sevgilim olacak kadar hoşlanmıyor olmam, arkadaşım olarak hoşlanmamamı gerektirmez. ayrıca hiç birşey olmasa zaten bana vakit ayırmana gerek olmadığını kibarca söylerim.
- Sana vakit ayırmama müsade etmene neden olan o birşey ne?
- O kişi olabilme ihtimalin, ama tanımadan bilemeyeceğim için bu ihtimali suya atmamak olabilir.
- Yılmaz'ın "Ben senin beni seve bilme ihtimalini sevdim" diye bir cümleyi kurma ihtiyacı böyle bir erkek kadın ilişkisi sonucunda çıkmış olmalı.
- Yılmaz da benim gibi gerçekleri ve doğruları açısından ortak bir paydada buluştuğumuz toplumun üyesi olabilir.
- Yani sana dair birşeyler istiyorsam toplum insanı olmam mı gerekiyor?
- Sana kim olacağını ben söyleyemem.
- Ama söylüyorsun.
- Ben kendi doğrularımı ve gerçeklerimi söylüyorum.
- Beni istiyorsan şartlarım bunlar demek gibi birşey ama bu.
- Değil ama sen öyle anlamak istiyorsan yapa bileceğim birşey yok.

Kendinizi sokmak istediğiniz ilişki tarzı bu minvalde cereyan etsin istiyorsanız. hiç durmayın devam edin.
Başarırsanız çok mutlu bir hayatınız olur, emin olmadığınız bir sevgi ama bolca saygı ile kadın erkek ilişkisini ölümle sonlandırırsınız. ayrıca hiçte mantıksız birşey yapmamış olursunuz, zira yukarıda ki kadın çok mantıklı konuşyordu öyle değil mi? tabi eğer toplum insanı iseniz.

Ben değilim.. zaten yazıda konuşan erkekde benim türevim bir erkek.. ve o erkek kızın kendisinden hoşlanmadığını anlayıp arkasına bile bakmadan son sürat ortamdan uzaklaşır.

Şu an "Sence nasıl olmalı" diyorsanız eğer.

İki şekilde olabilir.

İlki.

- Senden çok hoşlanıyor olmalıyım, yoksa konuşurken bu kadar heyecanlanmazdım.
- Bende senden çok hoşlanıyor olmalıyım, yoksa konuşurken bu kadar saçmayalan birini ikinci kez dinleme zahmetine girmezdim.

Ah dostlar.. bu cevabı veren bir kadın için, ölmeli mi, yaşamalı mı? karar veremezsiniz. Ve bu hayatınızın en güzel ve tek ikilemi olur.

İkincisi.

Bu şekilde söz yok, gözlerinizi kapayın ve arzu dolu bir şekilde öpüşen iki kişiyi hayal edin. milyonlarca kere ettiğiniz yada filmlerde izlediğiniz o öpüşme sahnelerinden birini hayal ediyorsunuz değil mi?
He işte o değil...
Bu öyle birşey değil, hayal edemezsiniz bunu. Şansınız varsa yaşarsınız.

Bir ikilemin daha içine etmiş, genelleye genelleye birilerinin "çok genel konuştu" ses butonuna basmış olabilirim.
Sıkıntım bu konuda değil ama, onlar kabul edilemez gerçeklere, ve aslında okuduklarında buldukları o itiraf edemedikleri kendileri ile olan benzerliklere bu tepkiyi hep verirler.

Benim sıkıntım, benim bu yazıyı yazma ihtiyacı duymuş olmam... Tersine bir hayatta bu gün hayal edilemez bir öpüşmenin getirilerini yazıya döküyor olmak varken öyle değil mi?

Ama yazıla bilecek en ağır söz "Bir groston" olsa... yükü, cismin aydaki ağırlığı kadar olur şu beyaz sayfada.

Savrulabilir birisi olmanın avantajı, rüzgarlı iklimi olan bir ülkede şehirde yaşamanın hoşnutluğu ile pekiştirilir.

Ne zaman rüzgar melankoliden eser, işte ben o zaman gider.

26 Şubat 2011 Cumartesi

Bir Cahilin Devrik Cümleleri

     Jojoba çiçeklerinin rahatlatıcı etkisi yok artık şampuanımda, rasyonel ve irrasyonel ne öğrendim öğreneli. artık kabak bile kabak tadı veremiyor, varsa tadıma.
     Ne yapmalı sorunusun bulunamaz cevabı firarı haklı kılmıyor artık, kaybedilmiş piyonları anlatıp, hehe mizacında, "bu bir strateji dostum oyunun sonunda şah mat var" geyiği, sürekli geyiklerin anlatıldığı sıkıcı belgesel örneği gibi karşımda. sorasım var Akif amca'ya "bu ne biçum tek dişi kalmış canavar ya?"
     Bir seçim hakkı kaldı geriye, geceleri oksijen alıp karbondiyoksit veren, yaşken eğilmeyi unutmuş hangi ağaç olsam acaba..

Esti işte..

5 Şubat 2011 Cumartesi

Karıştırma

Bi gün biri çıkıyormuş karşına
Hayatın değişi veriyormuş anında
Hadi ordan... hatta LAN
Nasıl anlatayım ki bunu
Al sana orta okullu yıllardan
Bitane hatıra...

Test yapardı,
Öğretmenden bozma hoca
60 kişiyiz 30 kişilik sınıfta
Yetmezdi maaşı
60 tane kağıda ayrı ayrı bakmaya...
Öğretmeye yetiyordu anca alınan para
Öğretemiyordu da aslında
Öğrettiğini sanmaya yetiyordu para
Şiii karıştırma

Çözüm; bir kağıdın kurban edilmesi
Kurbanımız, delicisi tarafından
Çok doğru, çok mantıklı
Lanet olsun adı çözüm ya çokta haklı
Görülen yerlerinden delinirdi.
Özenle yada özensiz
Şii karıştırma dedim ya
Delinirdi ulan işte kurban....

Kağıtlara kapak olurdu kurban
Öyle kapak değil ama
Çünkü kurban hala kurban
İtinayla mı bilinmez
Bakılırdı deliklerden
Kafiyeli olsun diye söylüyorum
Asıllara suretlerden...
Şii karıştıma işte.

Hikayeye son lazımsa eğer
Delik deşik olmuş
Biraz da siyaha çalıyor ama
Heyhat yaşamak denirse buna, kurban yaşıyor.
Kapaklık kariyeri sona erdi,
Bunun kendi isteğiyle olduğunu söylüyor
Ama inanmayın...
Nerde bir kağıt görse kapaklanası geliyor.
Mutlu son bekleyenler
Üzgünüm
60 Kişiden biri bile
100 alamadı.
80 alanlar evet var ama
Şiiiii
Artık okadarınıda karıştırma.

28 Ocak 2011 Cuma

Ben beni bilme çabası içinde!

Aşk değil...

Aslında vakitsiz sıkıştırılmış bir kalbin
İsyanı sadece...
Aza kanaat edemeyenin çoğu bulamaması
Neredesin?
Hatta kimsin?
Gelde bitsin!
Bu kazanamadığını kaybetme korkusu!

Her Leylayım diyenin, mecnunu olamamak
Her mecnunum dediğimi, leylam yapamamak
Kötü olmak isteyen bir iyiyim sadece
Seninle iyi olacağıma inanıyorsam
Göreceli bir iyilik değil, hayır...
Olduğum gibiyim işte, sadece kötüyüm.

Gelmiyorsun biliyorum, henüz değil
Gelmiyorsun çünkü duyuyorsun sende
Kendini bilmezlerin...
“Kendime göre biri arıyorum” dediklerini

Şükür çok geç değil hiç birşey için
Ben beni bilme çabası içinde
Akla düşen hiç bir düşüncenin
Sonunu getiremezken
Rahman seni düşürdü aklıma
İşte o zaman anladım

Neredesin?
Hatta kimsin?
Ne zaman geleceksin?
Senden bi’haberken ben, anladım
Bu soruların cevabı rahmanda
Bilemediğim ansızın gelecek
Bir sen varsın, bir de ölüm
Bilmediklerim bir yana bildiğim odur ki
Seni bana yazan Rahman
Ölümüde yazdı anlıma.

Bilinmez kaç zaman sonra
Olurda geliverirsen bir gün
Okursan bu satırları
Acaba inanırmısın!
Bu deli bu satırları
Seni tanımadan çok önce
Senin için yazdı...

Zor bir yük mü olur du senin için
Korkmalımıyım! Korkmandan
Ya o korku
“Sen daha iyilerine layıksın” ile
Noktalanırsa dilinde...

Yada belkide herkes gibi
“amma abartmışsın diyeceksin”
Ama onlardan bir farkın olacak değil mi?
Sen bunu bile bana sarılarak söyleceksin.

24 Ocak 2011 Pazartesi

Kısmet Değilmiş!

İstediğim son şey bir yük olmak sırtında
Atsan atılmaz satsan satılmaz
Kırma beni diye gerçeği gizleyip
Beyaz yalanlar söyletmek.

Ama acabalarla çekip gidemiyor insan
Şansımla sahur yapıyorum...
Gerçekle iftar yapabiliyim diye.

Yirmi beş metre nişancısı ben...
Şansını deniyor yüz meterede, olmuyor
Elli metre, yine olmuyor...
Ben bu mesafelerden nişan alamıyorum
Hiç bir kalbi...
Ama...
Haddimden ne fazla, ne de az
Yaklaşmıyorum hiç kimseye
Üstelik
Kıskanma pahasına, haddini bilmezleri

Buyum ben kendi doğrularını
Başkalarının yanlışlarından çıkaran
Batı’yı hep doğuda arayan...

Bu orman yanmaya başladığında
Bataklığa atlamak tek çare, kurtulmak için
Rahman’ın düzenlediği talim alanında
Diye bilirmisin... "Bu adil değil" diye...

Bu iman düşman belletiyor
“Dön de bir bak etrafına hayat güzel” diyenleri
Çünki illa dönecekse bir beden sema’ya dönmeli
İnsana maşuk’luk yoksa kanında
Şansını bir de sema’zenlikte denemeli

Bende dönüyorum işte...
Sana diye başlıyorum ama sonunda
Hep hakka dönüyorum.
Ağlamamak için
“kısmet değilmiş” diyorum.

18 Ocak 2011 Salı

Kimse yok mu?

Aşk ilk kez çaldığında kapını...
Kapı eşiğinde tadı damağında kalacak kadar
Yaşadın aşkını...
Sen hayatına buyur etmek için döndüğünde sırtını
Gidi verince aşkın!
Korktun panikledin ne yapacağını bilemez halde
Düştün aşkını bulma umudu ile yollara
Kapılar çaldın... aşkım diyerek
Kimi “hayır üzgünüm” dedi...
Kimi “sadece arkadaş” dedi...
Kimi birşeyler söylemeye tenezzül bile etmedi.
Çaldığın kapılar çalındıkça yüzüne...
Bıktın tükendin..
Boynun bükük döndüğünde kapına...
Farkında olmadığın bir gerçek
Mantığınla yoğruldu beyninde...
Sen başka kapılarda Aşk dilenirken...
Kim bilir ne aşklar çaldı kapınıda.
Sen yoktun evde?

Kaçmak

Ama bu benim hayatım desen
Olmasa etrafında ne yüksek duvarlar
Ne de demir parmaklıklar
Adını firar koyduysan bu işin, zordur kaçmak.

Hani o anlatılmaz yaşanırlar varya
İşte onlara...
Uzun süre hasret bırakmayacaksın
Gönlünü, Kalbini hatta bedenini

Başkalarının hayalleri olan gerçek sandıklarına
Senin olmayan ne varsa istediğin
Uzun süreli hasret kaldıklarının oyunana
En nihayetinde fütursuz hayallere kanmayacaksın

Yansada bu dünya küllerin sen neysen o renk kalacak
Yandığında rengin değişmeyecek kadar gerçekçi olacaksın

Seni anlamak zorunda olanın
Sadece kendin olduğunu anladığında
Vazgeçeceksin...
Başkalarının anlamlandırdığı
Hayatı ve kelimeleri kullanmaktan
O zaman vazgeçeceksin kaçmaktan.

Huzursuz bir uykudan uyanınca; ya etrafınızdaki karanlığa yenilip, gözlerinizi sımsıkı kapatırsınız. ya da sadece gözlerinizi açıp, karanlığa alışmasını beklersiniz. Zifir-i Karanlıktaysanız tercihinizi yapmışsınızdır.