27 Mart 2010 Cumartesi

Zafer

Bir musibeti anlamadım da
Bin nasihati tercih ettim.
Önce; gelmemiştin, geldiğine inandım.
Sonra; gelmediğin halde gitmiştin, gittiğine inanmadım.
Ordaydın ama
Sadece benden gitmeyi becerebilmiştin.
Gerçekten gitmiş olmanı istediğim anlar
Kendim gitmek için neyi beklediğimi bilmediğin anlar
Bir anlamlandırma çabası içine girdim.
Herkesi ve her şeyi
Neydi amacı işte şimdi anlıyor musun?
Bu anın geleceğini hep biliyor olmak.
Ve sana dair bininci son nasihat
Evet, gitmeli devam etmelisin artık
Olsa da elinde istenmeyen anlar toplamı
Geçip giden zamanı unutmalısın.
Zafer; adını sen ne koyarsan odur.
Hep yeniliyorsan
Hiç pes etmiyor oluşun olsun, zaferinin adı

Ahmak

Bir cahilin devrik cümleleri ile
Daha ne kadar anlamlandıra bilirim ki seni.
Bu asil ruhu, bu ahmak bedenin içinde
Ancak bir ahmağın yaşama sevinciyle
Daha ne kadar yaşabilirim seni.
Sence kaç keşke daha kaldırır bu beden…
Ölüsünü sevdirdiğin, özlettiğin kadar
Bir gün özletir sevdirir misin beninde birine.
Ya vazgeçersem senden, geçer misin sende benden.
Sana kalsın be tadımlık mutlulukların
Alıştığım sonsuz mutsuzluğumda
Beni bana bırakır mısın?

Anla!

İstenileni veremiyorsan eğer.
Verebildiklerin kadar istenirsin.
İstenmiyorum diye üzülüyorsan eğer.
Üzülme, anla!
Yaşıyorsun, hiç kimse istemese “O” istediği için
Seçilmişliğinde de gizlidir mutluluk.
Mutsuzsan ve üzülüyorsan eğer.
Üzülme, anla!
Yaşamanı isteyeni, unuttuğun içindir.
Üzülme, Hatırla!
Unutanlarını, unutamadığını.
Bu, "O"nun hediyesi ve kanıtı.
Unutulmadın sende.
Üzülme, anla! sadece hatırla!

Neyzen

Nedensiz sıkıntılarımın sonu,
Hep bir ölümle gelecek sanıyordum
Ağlamak beni öldürmezdi belki ama
İtiraf edemiyorum.
En çok sana ağlarken ölmek istiyordum.
Ölünceye kadar ağlamak,
Ağlayamamak mıydı tek dert sanki
Var olduğunu bilenler ile var olduğunu bilip
Yokmuşçasına yaşamak.
Biliyordum, bendeki seni keşfetme çabasıydı
Seni üflediğimde çıkıyorsa “Ney”im den en güzel ses.
Anladım!
“Ney” de sen.
Nefeste sen.
Neyzen de sen.

20 Şubat 2010 Cumartesi

Atlas

Fon müziğinde hep bir fısıltı var bu hayatın
Haykırışımızla detone ettiğimiz,
Ve cezası…
Bazen dünyayı omuzlarımızda taşıyan bir atlas,
Ya da atlasın omuzlarında bir dünya olmak.
Bu ikilemin gel gitlerin de yıkılan kalıplar, yalanlar, algoritmalar.
Bu gerçek mutsuzlukta, yalan mutluluklardan kaçmaya
Karşılıksız sevebildiğimiz için, devam ediyoruz.
Biz dengesizliklerimizle dengeliyoruz hayatı.

Bazen seçmek, bazen seçilmekse hayat tombala tadında,
Ortada bir kese var demek.
Defalarca ve defalarca kez,
Mutluluk çekme umudu ile mutsuzluk çekiyor olmak farklılaştırdı bizi.
Kötü de olsa ben seçtim küstahlığından sıyrıldık önce.
Öğrenilmiş hayaller, başkalarının tecrübe ettiği umutlar.
Biz boşalttık keselerimizi, kimilerimiz gerçeklerini koydu
Kimilerimiz de kendileri girdiler keselerine.
Ve seçtiklerinde bulamadıkları mutluluğu,
Seçilmişliklerin de buldular.

Kimseden tavsiye almadı ve kimseye tavsiye vermedik
Ortada kurulu bir tezgâhımız zaten yoktu.
Yaşamlarımızın seyyar satıcılarıydık biz.
Ellerinde her şeyiyle göreceli bu hayatın yaşanmışlıkları,
Sadece hayatın fon müziğinde ki o sesi detone ettik.
Şu bir gerçek dünya bizim cennetimiz değil, bir gün mutlak öleceğiz.
Ama kendi cennetimizde sonsuz gerçek mutluluğa uyanmak için.

28 Ocak 2010 Perşembe

Kırık dökük

Kırık dökük anılarına, hayalden bantlar çekiyorsun
Sen sözde yetim, hey özünde karamsar insan,
Bu halinle yaşamayı, sen nasıl beceriyorsun.
Girişini beğenmedin diye bir hayatın
Gelişmesinde hep terk edilmiş, sanki sürgündesin
Korkma sonucu da göremeyeceksin.
Dur korkma, korkma ölmeyeceksin.
Yaşamayanlar ölemez, bunu önce sen öğreneceksin
Sevgi nedir bilmez, hep sevilmek istersin.
Bir tık ötede bulabileceğin tek şey yalanken
O dizginlenemez umudunla tıkladığın
Bu kaçıncı profil,
Hep doğru bildiklerini yanlış yerde yapmak,
Kaderin bumu sanıyorsun, karamsar insan.
Sen hep uyuyamamaktan şikâyet ediyorsun
Ama farkında değilsin, aslında uyanamıyorsun.
Okuyor, anlıyor ve biliyorsun ama
Sen hayallerinde, hep başkalarının gerçeklerini yaşıyorsun.

26 Ocak 2010 Salı

Biraz Daha Cesaret

Biraz daha cesaret, seri cinayetler sahibi yapardı beni,
unutmakla doldurduğum şarjörlerimi boşaltırdım üzerlerinize ve dönüp bakmazdım düştüğü yerde, bensiz yatan bedenlerinize.
Kötülük ve gamsızlıkla mayalanmış, biraz daha cesaret.
Ölü aşklar mezarlığı olur muydu o zaman içimde,
her mutluluğa imrenerek bakan gözler,
hep acıyı anlatan bu sözler benim mi olurdu.
Arkamı dönüp gidebileceğim birazcık daha cesaret,
ah birazcık daha, o zaman ben mi olurdum unutamayan, siz mi?

Huzursuz bir uykudan uyanınca; ya etrafınızdaki karanlığa yenilip, gözlerinizi sımsıkı kapatırsınız. ya da sadece gözlerinizi açıp, karanlığa alışmasını beklersiniz. Zifir-i Karanlıktaysanız tercihinizi yapmışsınızdır.