Trigonometri biliyor olabilir mi bu kurtlar?
Yalvardım Rabbime beni kurtar.
O başka hikaye.
Bir adım öteme "hıyar" attı kargalar.
Cebe düşmüyor hala "ilahi mesajlar"
Modern lakırdıyım yine "anlamazsalar"
İnana-biliyor-musun diktatörlükle yönetiliyor hala "karıncalar"
Bu o hikaye.
"karnımız aç" diye mi uluyor rab'lerine bu kurtlar?
Huzursuz bir uykudan uyanınca; ya etrafınızdaki karanlığa yenilip, gözlerinizi sımsıkı kapatırsınız. ya da sadece gözlerinizi açıp, karanlığa alışmasını beklersiniz. Zifir-i Karanlıktaysanız tercihinizi yapmışsınızdır
22 Nisan 2012 Pazar
20 Ocak 2012 Cuma
Rahvan
Ben anladıklarımın mahkumuyum
Söylermisin anlattıklarına nasıl inanayım
Aklım bana uyar, elaleme gıcıktır.
Ölmek ile gebermek çok mu farklıdır?
Kanın tadı her damakta aynıdır.
Mantıklı nedeni olmayanın
Yaşamı saçmalıktır.
Ki bence en büyük kanıtıyımdır
Saçmalamak sanattır.
Söylermisin anlattıklarına nasıl inanayım
Aklım bana uyar, elaleme gıcıktır.
Ölmek ile gebermek çok mu farklıdır?
Kanın tadı her damakta aynıdır.
Mantıklı nedeni olmayanın
Yaşamı saçmalıktır.
Ki bence en büyük kanıtıyımdır
Saçmalamak sanattır.
11 Ocak 2012 Çarşamba
Teatral
Beni tanımlama işinde başarısız oldun.
Yanlış formüle sahipsin, beni kimden çıkardın.
Oysa tadıma da bakmıştın.
Eksik mi idi tuzum, biberim?
Görmüyormusun, uçuyorum kanatsız.
1 ocak'da alkolle temizlenmiş sicilim.
Teatral bir ses tonuyla konuşsam
Uzaktan kulağa hoş gelir sesim.
Uğradığın ilk istasyonda rafa bak.
Eti'nin "cin"i değilsem.
Kesin Ülker'in "albeni"siyim.
Yanlış formüle sahipsin, beni kimden çıkardın.
Oysa tadıma da bakmıştın.
Eksik mi idi tuzum, biberim?
Görmüyormusun, uçuyorum kanatsız.
1 ocak'da alkolle temizlenmiş sicilim.
Teatral bir ses tonuyla konuşsam
Uzaktan kulağa hoş gelir sesim.
Uğradığın ilk istasyonda rafa bak.
Eti'nin "cin"i değilsem.
Kesin Ülker'in "albeni"siyim.
17 Kasım 2011 Perşembe
Sorma!
Sorma! İçimde gereksiz bir öfke nöbeti
Sürekli etraflıca düşündürüyor beni
Acaba hangi kelime kusturur kinimi
Deneme bir iki.
Böyle işin gelmişini, geçmişini...
Bitmiyor saçmalama hevesi
Kul doğmuş aciz bedeni
Bi'şekil... Bi'hareket... Kral yapma hevesi
"Fiili taarruz emri" verilmeli.
Anlıyorsan beni...
Gel! Senide bırakayım gideceğin yere kadar hadi
Gönül! Zaten güzergahsız dolmuş seferi
Sürekli etraflıca düşündürüyor beni
Acaba hangi kelime kusturur kinimi
Deneme bir iki.
Böyle işin gelmişini, geçmişini...
Bitmiyor saçmalama hevesi
Kul doğmuş aciz bedeni
Bi'şekil... Bi'hareket... Kral yapma hevesi
"Fiili taarruz emri" verilmeli.
Anlıyorsan beni...
Gel! Senide bırakayım gideceğin yere kadar hadi
Gönül! Zaten güzergahsız dolmuş seferi
8 Kasım 2011 Salı
Herakles
Toprağı bol olsun, kafama düşüyorsa saksı.
Acı olsun fren, yerler ıslak ben sırılsıklamsam
Gündüz karşılaşalım lütfen, geceler bende astigmat
Sen bekarsan, "ata sözlü" olsun banane.
2kere2, 4 etsin 5 etsin
Damlayan paraysa gölü geçelim okyanus olsun
Elma deyince çıkacaksa, saman saklansın.
Da'vinci oluyorum, saçmalamak sanat olunca
Kanser olabiliyorum, hafif grip olunca.
"Buradaki adam nereye gitti." diye soruyorum?
Adam yerine koyulunca.
Görüyorsun işte, her boku da biliyorum.
28 yıl bir fiil sıçtıktan sonra.
Acı olsun fren, yerler ıslak ben sırılsıklamsam
Gündüz karşılaşalım lütfen, geceler bende astigmat
Sen bekarsan, "ata sözlü" olsun banane.
2kere2, 4 etsin 5 etsin
Damlayan paraysa gölü geçelim okyanus olsun
Elma deyince çıkacaksa, saman saklansın.
Da'vinci oluyorum, saçmalamak sanat olunca
Kanser olabiliyorum, hafif grip olunca.
"Buradaki adam nereye gitti." diye soruyorum?
Adam yerine koyulunca.
Görüyorsun işte, her boku da biliyorum.
28 yıl bir fiil sıçtıktan sonra.
29 Ağustos 2011 Pazartesi
Böylede Olabilirdi Hikayeleri 1
Polisler; mağazada denediğim 106'ıncı gömlekten sonra ancak gelebilmiştiler. kısa boylu göbekli olan "sen"dedi. "biraz gelsene bizimle." "hangi sebeple"dedim. uzun boylu göbekli olanı kolumdan tutup kısaca "uzatma"dedi. "hangi sebeple çokta uzun bir cümle sayılmaz ama uzatma diyerek bu cümleyi kurmama neden oldun ve evet bu uzun bir cümle oldu. Aslında cümle olduğundan bile okadar emin değilim" deyip kolumu tutan elini çekmesini rica ettim.
Kısa boylu göbekli olan " çattık amına koyim" dedi. uzun boylu göbekli olan "aynen amına koyim" dedi. ritüeli bozmamaları ne kadar acı verici bir durumdu anlatamam.
"haklarımı bildiğim ve işinizi zorlaştırdığım için üzgünüm ama beni götürmek için elinizde geçerli bir nedeniniz yok" dedim.
kısa boylu göbekli, "hakkında şikayet var" dedi. "öylemi" dedim "ne şikayeti?"
İyiden iyiye sinirlenen uzun boylu göbekli lafa girip, "kardeşim saatlerdir burada gömlek deneyip duruyormuşsun, hiç birini almamışsın, şüpeli hareketlerin yüzünden insanlar tedirgin olmuş." istemsiz olarak güldüm, aslında burada gülmeyi hiçte planlamamıştım. Ama tutamadım kendimi, kendine polis diyen bu zırtapozun ağzından çıkanı kulağı kesinlikle duymuyordu. Anlamasını sağlamak istedim.
"Yani siz şimdi beni, bir mağazada üzerime uygun gömlek aramakla mı suçluyorsunuz?
Kısa boylu göbekli, "2.5 saattir üzerine uygun bir gömlek bulamadığını mı söylüyorsun?" dedi.
"Çok ilginç değil mi? Fakat aynen öyle bulamadım. Ama size daha ilginç birşey söylemek istiyorum. 2.5 saattir buradayım ve bir tane mağaza çalışanı bile yanıma gelip, "nasıl yardımcı olabilirim?" diye sormadı. Bunun yerine 2.5 saat bekleyip beni, ne yapıyor? acaba birşey çalacak mı? hırsız mı? bakışları ile süzdükten sonra nihayetinde hiç birşey yapmamış olmama rağmen, beni size ihbar ederek kendilerince ulvi bir iş yaptıklarını sanıyorlar." dedim.
O ana kadar orada durduğunu bile fark etmediğim mağaza çalışanı lafa atlayıp polislere, "sizi ben aramadım" dedi.
kısa boylu göbekli polis, "kim aradı?" diye sordu. Mağaza çalışanı kasa bölümünde bizi izleyen mağaza müdürüne kısa bir bakış atıp, soruyu benim açımdan cevaplamıştı. Uzun boylu göbekli için aynı durum geçerli değildi sanırım. Çünkü "kim?" diye gürledi.
Soru bir öncekine göre daha kısa olmasına rağmen, anlaşılan daha açık ve net bir soruydu.. ve kesinlikle cevap bekleniyordu.
Mağaza çalışanı, kısa bir eee lemeden sonra "mağaza müdürümüz" diye bildi.
kısa boylu göbekli, uzun boylu göbekliye eliyle sakin olmasını işaret ettikten sonra, mağaza çalışanına dönüp "çağır" dedi. Nasıl soru sorulması gerektiğini hızlı öğrenmişti, kısa, açık ve net..
Mağaza müdürünü beklerken ikiside dönüp bana baktı. Bende onlara gülümsedim.
Uzun boylu göbekli eğer bir trafik polisi olsaydı ve beni alkollü araba kullandığımı düşündüğü için çevirmiş olsaydı, alkolsüz olduğumu anladığında, eminim arabamın kaskosundan girip yangın tüpünden çıkardı..
Mağaza müdürü göt kadar mağazanın içinde, normalde gelmesi gereken zamandan biraz daha uzunca bir zamanda yanımıza ulaştıktan sonra... yakasında yazan "mağaza müdürü" yazısının fontunun büyüklüğünden yeterince emin olamadığını gösterircesine, "buyrun ben mağaza müdürü ersin adıgüzel" dedi.
kısa boylu göbekli "ihbarı siz mi yaptınız?" diye tekrar ve gereksiz bir soru sordu.
mağaza müdürü "evet ben yaptım" dedi.
uzun boylu göbekli dayanamayıp, "neden kardeşim adam ne suç işlediğini gördünde aradın?" diyerek, hafiften gözüme girmeye başladı.
mağaza müdürü karşılaştığı ve cevabını bilmediği bu soru karşısında affalayıp ee lemeye başladı, kendisine bakmaya devam edip bir cevap alıncaya kadarda bakmaya devam edeceğimizi anladığı anda kendini toparlayıp...
"bu beyfendi 2.5 saattir mağazada 100 küsür gömlek deneyip hiç birini almadı, bu normal birşey değil sanırım" dedi. tam kısa göbekli birşey söyleyecekti, ben lafa girip "106 gömlek" dedim. hepsi dönüp bana baktı.. uzun göbekli hafif kafasını sallayıp. az önce benden aldığı bekrauntla "hiç biriniz gelip adama yardımcı olmamışsınız ki kardeşim" dedi.. bu adamı iyice sevmeye başlamıştım.
iyiden iyiye köşeye sıkışan mağaza müdürü... eliyle anlını ovalamaya başlayınca bu işi tadında bırakmam gerektiğini anladım.
"neyse beyler sonuç olarak ortada bir yanlış anlaşılma olduğu kesin. şimdi size işinizi öğretmek gibi olmasın ama bence yapabileceğiniz çok birşey yok. ya emin olmak adına "gbt"me bakıp temiz olduğumu anladıktan sonra gideceksiniz yada hemen."dedim. daha sözler azımdan çıkarken haklı olduğumun farkına varmışlardı. uzun boylu göbekli neredeyse dinleme zahmetine bile girmeden gideceğini belli edercesine sağ yanımdaki yerini bir adımla sol yanıma kısa boylu göbeklinin yanına taşımıştı. bu bende gereksiz olduğunu düşünsemde son bir vuruş yapma isteği uyandırdı.
"yada" dedim. biraz yüksek bir sesle. "biz geldik elimiz boş gitmeyiz diyorsanız. mağaza müdürünü yanınızda götüre bilirsiniz". kısa ve uzun boylu göbekli önce dönüp bana, sonra mağaza müdürüne baktılar.. neden bahsettiğimi o'na bakarak anlayamayacaklarını anlayınca tekrar bana döndüler.. ee bende artık son vuruşumu, şah matımı yapıp bu oyunu bitire bilirdim... öylede yaptım, yüzüme zafer edalı bir gülüş yerleştirip
"bildiğim kadarı ile asılsız ihbar yapmak hala suç" dedim.
Bir mağaza çalışanı, iki polis ve bir mağaza müdürüne ders vermek 2,5 saatime mal olmuştu.. "vaktini boşa harcama" diyen annem bunu görse benimle gurur duyardı.
Kısa boylu göbekli olan " çattık amına koyim" dedi. uzun boylu göbekli olan "aynen amına koyim" dedi. ritüeli bozmamaları ne kadar acı verici bir durumdu anlatamam.
"haklarımı bildiğim ve işinizi zorlaştırdığım için üzgünüm ama beni götürmek için elinizde geçerli bir nedeniniz yok" dedim.
kısa boylu göbekli, "hakkında şikayet var" dedi. "öylemi" dedim "ne şikayeti?"
İyiden iyiye sinirlenen uzun boylu göbekli lafa girip, "kardeşim saatlerdir burada gömlek deneyip duruyormuşsun, hiç birini almamışsın, şüpeli hareketlerin yüzünden insanlar tedirgin olmuş." istemsiz olarak güldüm, aslında burada gülmeyi hiçte planlamamıştım. Ama tutamadım kendimi, kendine polis diyen bu zırtapozun ağzından çıkanı kulağı kesinlikle duymuyordu. Anlamasını sağlamak istedim.
"Yani siz şimdi beni, bir mağazada üzerime uygun gömlek aramakla mı suçluyorsunuz?
Kısa boylu göbekli, "2.5 saattir üzerine uygun bir gömlek bulamadığını mı söylüyorsun?" dedi.
"Çok ilginç değil mi? Fakat aynen öyle bulamadım. Ama size daha ilginç birşey söylemek istiyorum. 2.5 saattir buradayım ve bir tane mağaza çalışanı bile yanıma gelip, "nasıl yardımcı olabilirim?" diye sormadı. Bunun yerine 2.5 saat bekleyip beni, ne yapıyor? acaba birşey çalacak mı? hırsız mı? bakışları ile süzdükten sonra nihayetinde hiç birşey yapmamış olmama rağmen, beni size ihbar ederek kendilerince ulvi bir iş yaptıklarını sanıyorlar." dedim.
O ana kadar orada durduğunu bile fark etmediğim mağaza çalışanı lafa atlayıp polislere, "sizi ben aramadım" dedi.
kısa boylu göbekli polis, "kim aradı?" diye sordu. Mağaza çalışanı kasa bölümünde bizi izleyen mağaza müdürüne kısa bir bakış atıp, soruyu benim açımdan cevaplamıştı. Uzun boylu göbekli için aynı durum geçerli değildi sanırım. Çünkü "kim?" diye gürledi.
Soru bir öncekine göre daha kısa olmasına rağmen, anlaşılan daha açık ve net bir soruydu.. ve kesinlikle cevap bekleniyordu.
Mağaza çalışanı, kısa bir eee lemeden sonra "mağaza müdürümüz" diye bildi.
kısa boylu göbekli, uzun boylu göbekliye eliyle sakin olmasını işaret ettikten sonra, mağaza çalışanına dönüp "çağır" dedi. Nasıl soru sorulması gerektiğini hızlı öğrenmişti, kısa, açık ve net..
Mağaza müdürünü beklerken ikiside dönüp bana baktı. Bende onlara gülümsedim.
Uzun boylu göbekli eğer bir trafik polisi olsaydı ve beni alkollü araba kullandığımı düşündüğü için çevirmiş olsaydı, alkolsüz olduğumu anladığında, eminim arabamın kaskosundan girip yangın tüpünden çıkardı..
Mağaza müdürü göt kadar mağazanın içinde, normalde gelmesi gereken zamandan biraz daha uzunca bir zamanda yanımıza ulaştıktan sonra... yakasında yazan "mağaza müdürü" yazısının fontunun büyüklüğünden yeterince emin olamadığını gösterircesine, "buyrun ben mağaza müdürü ersin adıgüzel" dedi.
kısa boylu göbekli "ihbarı siz mi yaptınız?" diye tekrar ve gereksiz bir soru sordu.
mağaza müdürü "evet ben yaptım" dedi.
uzun boylu göbekli dayanamayıp, "neden kardeşim adam ne suç işlediğini gördünde aradın?" diyerek, hafiften gözüme girmeye başladı.
mağaza müdürü karşılaştığı ve cevabını bilmediği bu soru karşısında affalayıp ee lemeye başladı, kendisine bakmaya devam edip bir cevap alıncaya kadarda bakmaya devam edeceğimizi anladığı anda kendini toparlayıp...
"bu beyfendi 2.5 saattir mağazada 100 küsür gömlek deneyip hiç birini almadı, bu normal birşey değil sanırım" dedi. tam kısa göbekli birşey söyleyecekti, ben lafa girip "106 gömlek" dedim. hepsi dönüp bana baktı.. uzun göbekli hafif kafasını sallayıp. az önce benden aldığı bekrauntla "hiç biriniz gelip adama yardımcı olmamışsınız ki kardeşim" dedi.. bu adamı iyice sevmeye başlamıştım.
iyiden iyiye köşeye sıkışan mağaza müdürü... eliyle anlını ovalamaya başlayınca bu işi tadında bırakmam gerektiğini anladım.
"neyse beyler sonuç olarak ortada bir yanlış anlaşılma olduğu kesin. şimdi size işinizi öğretmek gibi olmasın ama bence yapabileceğiniz çok birşey yok. ya emin olmak adına "gbt"me bakıp temiz olduğumu anladıktan sonra gideceksiniz yada hemen."dedim. daha sözler azımdan çıkarken haklı olduğumun farkına varmışlardı. uzun boylu göbekli neredeyse dinleme zahmetine bile girmeden gideceğini belli edercesine sağ yanımdaki yerini bir adımla sol yanıma kısa boylu göbeklinin yanına taşımıştı. bu bende gereksiz olduğunu düşünsemde son bir vuruş yapma isteği uyandırdı.
"yada" dedim. biraz yüksek bir sesle. "biz geldik elimiz boş gitmeyiz diyorsanız. mağaza müdürünü yanınızda götüre bilirsiniz". kısa ve uzun boylu göbekli önce dönüp bana, sonra mağaza müdürüne baktılar.. neden bahsettiğimi o'na bakarak anlayamayacaklarını anlayınca tekrar bana döndüler.. ee bende artık son vuruşumu, şah matımı yapıp bu oyunu bitire bilirdim... öylede yaptım, yüzüme zafer edalı bir gülüş yerleştirip
"bildiğim kadarı ile asılsız ihbar yapmak hala suç" dedim.
Bir mağaza çalışanı, iki polis ve bir mağaza müdürüne ders vermek 2,5 saatime mal olmuştu.. "vaktini boşa harcama" diyen annem bunu görse benimle gurur duyardı.
29 Temmuz 2011 Cuma
Kaybediyoruz
Kaybediyoruz, üstelik kaybedemeyecek kadar akıllı olduğumuza inanımıza rağmen... meziyetlerimiz akıllı olmamızla sınırlı değil ama bazılarımız için zehir gibi akıldan çok "farkındalık" parlıyor bakışlarımızda. Göz bebeğine nüfuz eden "zehir gibi akıl" her bünyede gizleyemiyor uzun süre farkındalığı.. Farkındalığıyla buluşan insan tarif edilebilir mi? belki evet, belki hayır. Ama önemli olan bumudur acaba. tarif edilmeye ihtiyacı varmıdır. gereklimidir böyle bir detay.. eskiden belki peki ya şimdi.. dünyayı kurtara bilecek bir farkındalık sahibi olabilir mi bir insan? daha da önemlisi kendini kurtara bilecek kadar! Kaybediyoruz dostlarım, üstelik farkında olmadan... kabul edilemez kazançlarımızın gözümüzde parlattığı akıllılık halüsinasyonlarının arkasında daha iyi bir meziyetimizi kaybediyoruz... kazanırken neyi yada neleri kaybettiğimizin farkında olamıyoruz. yeterince akıllı olmak kişiliği oluşmakta olan insana ne gibi sorumluluklar yükler... farkındalıksız olarak ele alındığında
- Hangi şart ve/veya koşulda olursa olsun dürüst olmak,yalan söylememek.
- İçinde yaşanılan toplumun kabul ettiği kurallara adet ve göreneklere uymak
- Kanaat önderlerine ve onların görüşlerine koşullu yada koşulsuz uymak.
Peki ya farkındalıkla pekiştirilmiş akıllı bir birey yetişirken durum nedir.
- Başkasının doğrularıyla konuşma, bu bazen yalan söylemeni gerektirse bile.
- Toplum bireylerden oluşur, birey toplumdan oluşmaz.
- Sürülerin çobanlara ihtiyacı olur...
Bu söylediklerimi adı koyulabilir her hangi bir, ideolojiye, siyasi akıma, fikre yahut düşünceye benzetenleriniz olabilir.
Benzetme hatasına düşen dostlarım üzgünüm ama akıllı olduğunuz kadar farkında değilsiniz.
Farkında olmanız gereken şeyi yukarıda belirtmiştim. farkında olan insan tarif edile bilir mi? edilmeli mi?
Alevi aleviliğini kanıtlamak kabul ettirmek zorunda mı?
Kürt, laz, çerkez, sağcı, solcu.
Hetro, metro, biseksüel..
Müslüman, hiristiyan, musevi, ateistler.
Bir birey neden hangi din, dil, ırk ve/veya düşünce, fikir, ideoloji yahut ne tür bir cinsel tercihi olduğunu kanıtlamak, kabul ettirmek zorunda hisseder...
Bu his neden savunulması ve her savunmanın doğuracağı doğal tepkinin sonunucunda uğrunda savaşılması gereken bir olguya dönüşür?
Kendi başlatıığımız savaşları kaybediyoruz öyleyse. En büyük kaybedenler kazananlar aslında.
Tarih beni doğrulamıyor mu dostlarım, hafızalarınızı tazelemem mi gerekiyor.. sinemalarda, kitaplarda... tekrar tekrar gözümüze sokulmuyor mu en kanlı savaşlar.. farkınlalıkla bakanlarınız göreceksiniz... yenilenler en çok kayıp verenler değil, en çok katili olanlar...
Toplumlar bireyleri oluşturmaya başladığı gün, ressamları, müzisyenleri, mimarları, mühendisleri, demircileri, marangozları.. katil yapmaya başladık kimin katili peki. Diğer ressamların, müzisyenlerin, mimarların, mühendislerin, demircilerin ve marangozların...
Kaybediyoruz dostlarım farkındalıktan yoksun akıllarımızın doğru bellediği kanaat önderlerine kanarak. yönetilmeye ihtiyacımız olmadığının farkında değiliz ve hiç bir zaman bunun farkına varamıyoruz. tek farkında olduğumuz sadece daha iyi bir kanaat önderi seçebilmek için aklımızın izin verdiği kadarı.
Lütfen dostlarım dışınızdan söylemeyin.. içinizde hissedin
"Yönetilmeye ihtiyacım yok"
Kaybediyoruz dostlarım, üstelik inanarak kaybediyoruz.. en güçlü ve en zayıf noktamıza en nüfuz edilememesi gereken alanımızı bizi biz yapacak inancımıza ortaklar yandaşlar dostlar üstadlar arayarak, katarak kaybediyoruz...
Akıllıyız dostlarım, kimimiz daha fazla kimimiz daha az... ama bizi birbirimizden ayıran şey bu azlık yada çokluk değil. bizi bir birimizden ayıran aklımız değil aslında... insanlığın var olduğu ilk günden bu güne... İnsan; aklın engin yaratıcılığında sırf farkında olmadığı için, yediğini içtiğini geliştirdi, sağlığını kaybetti. teknolojiyi geliştirdi, dünyanın dengesini bozdu... atomu keşfetti insan, insanları öldürdü... insanoğlu aklıyla kazandığı her gün kaybetti...
Kazananlar sadece farkında olanlardı...
- Hangi şart ve/veya koşulda olursa olsun dürüst olmak,yalan söylememek.
- İçinde yaşanılan toplumun kabul ettiği kurallara adet ve göreneklere uymak
- Kanaat önderlerine ve onların görüşlerine koşullu yada koşulsuz uymak.
Peki ya farkındalıkla pekiştirilmiş akıllı bir birey yetişirken durum nedir.
- Başkasının doğrularıyla konuşma, bu bazen yalan söylemeni gerektirse bile.
- Toplum bireylerden oluşur, birey toplumdan oluşmaz.
- Sürülerin çobanlara ihtiyacı olur...
Bu söylediklerimi adı koyulabilir her hangi bir, ideolojiye, siyasi akıma, fikre yahut düşünceye benzetenleriniz olabilir.
Benzetme hatasına düşen dostlarım üzgünüm ama akıllı olduğunuz kadar farkında değilsiniz.
Farkında olmanız gereken şeyi yukarıda belirtmiştim. farkında olan insan tarif edile bilir mi? edilmeli mi?
Alevi aleviliğini kanıtlamak kabul ettirmek zorunda mı?
Kürt, laz, çerkez, sağcı, solcu.
Hetro, metro, biseksüel..
Müslüman, hiristiyan, musevi, ateistler.
Bir birey neden hangi din, dil, ırk ve/veya düşünce, fikir, ideoloji yahut ne tür bir cinsel tercihi olduğunu kanıtlamak, kabul ettirmek zorunda hisseder...
Bu his neden savunulması ve her savunmanın doğuracağı doğal tepkinin sonunucunda uğrunda savaşılması gereken bir olguya dönüşür?
Kendi başlatıığımız savaşları kaybediyoruz öyleyse. En büyük kaybedenler kazananlar aslında.
Tarih beni doğrulamıyor mu dostlarım, hafızalarınızı tazelemem mi gerekiyor.. sinemalarda, kitaplarda... tekrar tekrar gözümüze sokulmuyor mu en kanlı savaşlar.. farkınlalıkla bakanlarınız göreceksiniz... yenilenler en çok kayıp verenler değil, en çok katili olanlar...
Toplumlar bireyleri oluşturmaya başladığı gün, ressamları, müzisyenleri, mimarları, mühendisleri, demircileri, marangozları.. katil yapmaya başladık kimin katili peki. Diğer ressamların, müzisyenlerin, mimarların, mühendislerin, demircilerin ve marangozların...
Kaybediyoruz dostlarım farkındalıktan yoksun akıllarımızın doğru bellediği kanaat önderlerine kanarak. yönetilmeye ihtiyacımız olmadığının farkında değiliz ve hiç bir zaman bunun farkına varamıyoruz. tek farkında olduğumuz sadece daha iyi bir kanaat önderi seçebilmek için aklımızın izin verdiği kadarı.
Lütfen dostlarım dışınızdan söylemeyin.. içinizde hissedin
"Yönetilmeye ihtiyacım yok"
Kaybediyoruz dostlarım, üstelik inanarak kaybediyoruz.. en güçlü ve en zayıf noktamıza en nüfuz edilememesi gereken alanımızı bizi biz yapacak inancımıza ortaklar yandaşlar dostlar üstadlar arayarak, katarak kaybediyoruz...
Akıllıyız dostlarım, kimimiz daha fazla kimimiz daha az... ama bizi birbirimizden ayıran şey bu azlık yada çokluk değil. bizi bir birimizden ayıran aklımız değil aslında... insanlığın var olduğu ilk günden bu güne... İnsan; aklın engin yaratıcılığında sırf farkında olmadığı için, yediğini içtiğini geliştirdi, sağlığını kaybetti. teknolojiyi geliştirdi, dünyanın dengesini bozdu... atomu keşfetti insan, insanları öldürdü... insanoğlu aklıyla kazandığı her gün kaybetti...
Kazananlar sadece farkında olanlardı...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Huzursuz bir uykudan uyanınca; ya etrafınızdaki karanlığa yenilip, gözlerinizi sımsıkı kapatırsınız. ya da sadece gözlerinizi açıp, karanlığa alışmasını beklersiniz. Zifir-i Karanlıktaysanız tercihinizi yapmışsınızdır.